Sosyal Medya ve Gösteri

....
Guy Debord'un, tanımını 1967 basımı Gösteri Toplumu adlı kitabında yaptığı gösterenin kökeni, öncelikle ekonomik alanda yatar. Gösterinin biçimi ve içeriği, var olan sistemin koşul ve amaçlarının doğrulanmasıdır. Gösteri, pazarla iç içedir ve paza­rın ürünlerini sergiler. Onda gerçeklik, örtüktür; kısmen görüle­bilir. Gösterinin dünyası seyir ve izleme üzerine kuruludur.

Bu dünyada imgeler, adeta özerktir. Gösteri, toplumun bakış ve yanlış bilincinin bir araya geldiği ve kendini sergilediği sektör­dür. Gösteri, nesnelleşmiş bir dünya görüntüsüdür. Bu dünyayı her haliyle doğrular, koşullarını onaylar ve yeniden üretir. Dili, egemen üretimin işaretlerinden oluşur. Gerçekliği tersine çevi­rir. Kendisi, asıl gerçeklik haline gelir. Gerçeklikteki çok farklı ve çeşitli olayları birleştirir, bir araya getirir. Görünüşü ve toplum­salı sürekli doğrular, onay üretir. Eleştirel bir bakış, gösterinin, yaşamın yadsınması demek olduğunu keşfeder (Debord, 1996, 11-16).

Kellner da Debord'un yaklaşımını sürdürerek gösteri'nin gü­nümüzde hayatın her alanına girmiş olduğundan söz eder (2010, 8-11) ve medyanın elinde sıradan olayların bile nasıl dev gösterilere dönüştürüldüğünü açıklar. Küreselleşme, teknolojik devrimler ve medya gösterileri ile birlikte yürümektedir.

Med­ya kültürü, yeni binyılda sosyalleştirme kuvveti vazifesi gör­mektedir. Yeni şöhretler ve ikonlar, günümüzün ikonları ve eğlenceye yaslanan toplumun tanrılarıdır. Bu toplumun ideal ve amaçları, para, şıklık, şöhret ve başarıdır. Eğlence en temel karakteristiktir. İnternet, medya gösterilerinde, kullanıcılarına (netizen: internet-citizen) her türlü alana katılabilecekleri interaktif (etkileşimli) bir alan sunmaktadır. Gösterinin mantığı bu medya kültüründe televizyonun yayın akışına nüfuz etmekte, sürekli 'son dakika' haberleri ile, talk showlarla, eğlence prog­ramları ile, interneti, belgeselleri ve diğer programlan, kanun sistemine ve suça bulaştırmakta, günlük hayatı sömürgeleştir­mektedir.

Gösteri geleneksel medyanın her alanında kullanılırken yeni medya da bundan uzak kalamamakta, özellikle sosyal medya gösterinin yaşam bulduğu, büyüdüğü, etkisini yoğun ve yaygın olarak dağıttığı bir mecra haline gelmiş bulunmaktadır. İnter­nette ve sosyal medyada gösteri yeni ve farklı boyutlar kazan­mıştır. Kültür endüstrisi, kültür ürünlerinin gösterisini çok daha rahat, çok daha esnek, çok daha ucuz form ve içeriklerde yapa» bilmeye başlamıştır. Bu, yepyeni bir gösteri alanıdır. Birçok anlamda geleneksel medyanın sınırlılıklarından uzaktır: Kolay­dır, ucuzdur, çeşitlidir, özgürdür, yeniliklere daha çok açıktır. Herkes gösterinin yapımcısı ve üreticisidir. Üreticiler ve tüketi­ciler aynı kişilerdir. Roller birbirine girmiştir.

Üretilen de tüketi­len de, kişilerin kendi hayatları ya da teşhire açılmak istenen hatta zaman zaman gizli çekilen fotoğraflar ve videolardır. Ade­ta kamunun takdirine sunulur bu görüntüler. İnternet ve sosyal medya bir agora atmosferi yarattığı gibi aynı zamanda bir are­nadır da. Saldırıya açıktır. İğdiş edilmeye, hakaretlere, küfürle­re, aşağılamaya açıktır. Arenalardaki yuhlama ve alkış sesleri gibi sesler birbirine karışır. Birbiri ile çoğalır ve alevlenir. Bu gösterinin aktörleri, sürekli rol değiştirebilir. Zaman zaman kurbandır, zaman zaman izleyen ve saldıran ya da hakaret eden.

Sosyal medyayı açıklamada arenadaki atmosfer daha açıklayıcı görünmektedir. Agora hali de yaşanır ama daha sınırlı ve gelip geçici olarak. Arenalar birer yargı ve infaz mekânlarıdır aynı zamanda. Ancak arenada kurban ve izleyici ayrımı net iken sosyal medyada bu karmakarışıktır ve süreklilik arz eder. Are­nada gösteri zamanı başlar ve biter. Biteceği bellidir. Sosyal medyada gösteri süreklidir, bitmez. Arenada gösteri sınırlı bir alanda cereyan ederken sosyal medyadaki gösteri dünya yüze­yine yayılmıştır. Bu nedenle Debord'un yaygın gösteri tanımına da çok uygundur.

Sosyal medyada, suç ve suçlu kavramı da karmakarışık, es­nek ve değişkendir. Yanlış bir cümle kullanan biri, bir anda suç­luya dönüşüverir. Ve linç girişimi ile, saldırı ile karşılaşabilir. Bunlar bu gösteri biçiminin kaçınılmaz öğeleridir. Anındalık, çok yönlü müdahale, çok yönlü izleme söz konusudur.

Çünkü sosyal medya çok sayıda göz ve bakış ile kuşatılı bir gözetlenme alanıdır. Gözler bu alanı izler, bakar, görür, kaydeder ve yayar, büyümesine yol açar. İzlenme oranlan açıklanır. Sosyal medyada kullanıcı simgesel bir beden ya da ışıktır, im­leçtir. Kendini haber verir, kendini ele verir. Ancak engellenebi­lir ya da reddedilebilir. Haklı ya da haksız bulunabilir. Kullanıcı her sosyal medyada farklı bir kimlikle edimde bulunabilir. Çoklu kişiliklere bürünebilir. Ayrıca form olarak da sesli, yazılı ya da görsel biçimde bulunabilir. Bu aşırı esneklik, kişiliklerin psikolo­jik olarak bölünmesine de yol açar.

Fuchs'un da belirttiği gibi (2010a, 25-26) sosyal sitelerde bilgi ve iletişim teknolojileri, kullanıcıları tanımlayan bilginin gösterisine izin verir. Bu, bağlantı listelerinin gösterisidir. Kul­lanıcılar arasında bağlantıların kuruluşu, onların bağlantı liste­leri ve kullanıcılar arasındaki iletişim, gösteriseldir. SNS, sürekli yeni arkadaşlıklara, topluluklara, ilişkilerin gelişmesine izin verir. Facebook, MySpace, Xing, Friendster, StendiV2, Linkedin, hi5, Orkut, Vkontakte, Lokalisten bu gurupta sayılabilir. SNS'lere yönelik araştırma tipleri ise üçe ayrılır:

1. Tekno- iyimser yaklaşımlar

2.Tekno-kötümser yaklaşımlar

3.Eleştirel, diyalektik yaklaşımlar.

Tekno-kötümser yaklaşıma dayalı araş­tırmalar, en çok SNS'lerin olumsuz yanları, tehlikeleri, riskleri, yarattığı sorunlar, özellikle gençler ve çocuklar üzerinde yol açtığı hastalıklar üzerinde durur (Acquisti, Gross, Duryer, Hiltz, Pazzerini...). Bu çalışmalarda mahremiyete çok az ilgi gösterilir. Bunlardan Duryer, Hiltz ve Passerini (2007) Facebook ve MyS­pace kullanıcılarına yönelik olarak yaptıkları niceliksel bir araş­tırmada, Facebook kullanıcılarının, kimlik bilgilerini açıklamak­tan daha çok hoşlandıklarını bulguladılar. MySpace kullanıcıları da ilişki yapılarını açıklamaktan daha çok hoşlanıyorlardı. Dur- yer'in açıklamasına göre çoğu sosyal netvvork sitesi, kullanıcıla­rının özel bilgilerini paylaşıma yönelik önerilerde bulundu ama katılımcıların çoğu kendi profillerinin görünmesini istemedi ve müşteri olmaya yanaşmadı. Frederic Stutzman ise (2006) çok sayıda öğrencinin, özellikle kişisel bilgilerini internette paylaş­tıklarını, bir araştırma ile bulguladı. Bazı araştırmalarda, kulla­nıcılar, potansiyel kurbanlar olarak nitelendirilir: Bireysel cina­yetlerin, cinsel sapıklıkların, akıl hastalarının, bilgi hırsızlarının ve bilgi dolandırıcılarının kurbanı. Sorun burada, bireysel so­rumluluğun ve bilginin olmayışında görülür.

Sosyal medya bil­giyi paylaşmaya teşvik eder ama çok tehlikeli bir mecradır da aynı zamanda. Profilde, özel hayatın ve fotoğrafların herkes tarafından görülebilmesi, riskleri artırır. Kurbanlaştırma söyle­minin bir sorunu, genç insanları tümüyle pasif, hasta ve sorum­suz görmesidir. Yani bu anlayışa göre yaşlı insanlar daha so­rumluluk sahibidir. Gençler ahlaki olarak yaşlılar gibi davran­malı, onların değerlerini sürdürmelidir. Teknolojinin ilerlemesi gözetim durumunu artırır ve bu da kullanıcıları rahatsız eder, eğlenmelerini önler, daha az iletişime geçmelerine neden olur. Bu kötümser bakış açısı, soruna çok yönlü yaklaşamaz.

YouTube, sosyal, amatör ve profesyonel deforme-etmenin (bozuma uğratma) ve eğlencenin kaynağı olarak önlenmiştir. Sosyal medyanın bu en büyük gösteri alanı olan YouTube ile ilgili olarak Lange'ın tespitleri dikkate değerdir (2008, 87-93): Bir filin farklı yerlerini, farklı farklı hayvanlara aitmiş gibi hisse­den kör bir insanın öyküsündeki gibi, bireylerin görme ve var olma nedenlerine göre değişmek üzere, çok farklı özellikte bir site olarak algılanabilir. Gerçekten YouTube'un kullanıcıları üzerine konuşması, çok sayıda anlam kaybına neden olma ris­kini taşır. Site, geçici eğlencelerin mekânı olduğu kadar, ondan çok daha fazla niteliklere de sahiptir. YouTube amatörlere açık olduğu gibi, ünlü markaların videolarını koyduğu, büyük bir gösteri mecrasıdır.

YouTube'da komik videolar, şok edici gö­rüntüler, ilginç ve değişik görüntü videoları yer alır. Birçok video, oyuncu ya da şarkıcısını burada ünlendirmiştir. YouTube yeni bir şöhret mecrasıdır. Zaman zaman insanlar, çok özel videolarını bile burada yayınlayabilmekte, bu da mahremiyet ve özel alan tartışmalarmı başlatmaktadır. Zaman zaman bazı insanlar başkalarının videolarını da izin almadan YouTube'a koymakta, bu ise rahatsızlık yaratıp sorunlara neden olmakta­dır. Çünkü herkes her an "görülür" olmaya, bir gösterinin par­çası olmaya kendini hazır hissetmeyebilir.

Bu durum, aile birey­leri, yakınlar, akrabalar ya da arkadaşlar için de geçerli olabilir. Aynı sorun sosyal medyanın diğer türlerinde de yaşanabilmek- tedir. YouTube'un ve sosyal medyanın bu teknik özelliği ve olanağı, kötü niyetli birilerinin bu mecrayı "teşhir" amaçlı kul­lanımına da alet olabilmektedir. YouTube'da ya da sosyal med­yada video yüklemek teknik bir altyapı bilgisini gerektirir. Bu bilgi genç kuşakta daha çoktur. Kamera kullanımı, bunu bilgisa­yara aktarma, o dosyayı sosyal sitelere yükleme vb. teknik bilgi. Sosyal medya her şeyden önce eğlence alanıdır. YouTube'daki bazı videolar o kadar eğlencelidir ki, sahiplerini çok ünlendirmiş ve hayatlarını değiştirmiştir. Dev bir eğlence dünyası söz konu­sudur. Çoğu video sahibi, ünlenmeyi amaçlamadıklarını, ama eğlenceli olmanın bunu getirdiğini açıklamıştır. İçlerinde ama­tör çok insan vardır.

Profesyonel yönetmenler kadar başarılı olmuşlardır. Ünlenen ya da ünlenmeyen birçok başarılı video "Sıradan" kullanıcı kavramının tartışılmasına neden olmuştur. Çünkü videolar hiç de sıradan değildir. Bazıları profesyonele yakındır. Ayrıca çok sayıda insan bu videolara saatlerini harcar. Sadece saatler değil, efor ve maddi güç de harcanır. Özel ek­ranlar, internet paketleri, kameralar alınır. Bu durum bir eko­nomi yaratır. Piknik toplantıları, masalar, yiyecekler, oynayan­lar, eğlenenler, aile bireyleri tümden YouTube'da görünebil- mektedir. Sosyal medya bu haliyle her şeyden önce görsel bir gösteri alanı olarak çalışmaktadır. Gerçekten de ucu bucağı belirsiz, esnek ve açık uçlu yeni bir gösteri alanı olarak sosyal medya ve özelinde de YouTube, Lady Gaga ve Park Jae Sang'ın Gangnam Style adlı şarkısında da görüldüğü üzere uluslararası üne sahip ve uzun süre gündemde kalan şöhretler yaratmıştır ve dünya genelinde bu videoları milyonlarca kişi izlemekte, bu süreçte oluşan dönüşüm Tayvan örneğinde olduğu gibi ülkele­rin kültür endüstrilerini tümden etkileyebilmektedir.

Kellner'ın yorumladığı gibi (2013, 1-6, 12) 2000 ABD seçim­lerinde internet, bir gösteri mecrası olarak büyük bir rol oyna­mış, hatta televizyonun bile önüne geçmiştir. Seçimde her iki büyük parti de, hem ana akım medyayı hem de interneti çok yoğun olarak kullanmış; e-mailler atmış, web siteleri açıp kam­panyalar düzenlemişler, fotoğrafları paylaşıp, videolar hazırla­yıp göndermişlerdir. Sürekli yeni gösteriler düzenleyip bunları kullanmışlar, bu gösteri materyalleri hem geleneksel medyada hem internette ve sosyal medyada sürekli dolaşmıştır. Özellikle NBC ve Fox networkünde basket ve eğlence şovları sürekli gündemde kalmış, 2000 seçimleri ABD tarihinin en pahalı se­çimine dönüşmüştür. Çünkü kampanyalara 3 milyar dolar har­canmıştır. Reklamlar, bir yazı tahtası olarak internet web sitele­ri ile, yalanlara, abartmalara, dikkatle bakıldığında görülen çarpıtmalara çok yakındır; bazı televizyon networkleri düzenli olarak reklam analizini yapmış ama sonuçlar oldukça çelişkili çıkmıştır.

Gösteri dili olarak, eğlence, komiklikler, hiciv, taşla­ma, yergi, konuşmaları çarpıtma, alaya alma ve her türlü yön­tem kullanılmıştır: Görsel, sesli, yazınsal, grafiksel her türlü yöntem. Bush'un başarılı talk showlari, görselleri, görüntüleri, tartışmaları, popüler gösterileri, internette ve medyada hafta­larca dolaşmış, yayınlanmıştır. Bush bu görüntülerde bazı tar­tışmalarda zorlandıkça sersemlemekte, saçmalamaktadır. İki karşıt aday, televizyonlarda sürekli gece tartışmaları yapmış ve bu gösteriler günlerce interneti ve sosyal medyayı kaplamıştır. Bu seçimde Al Gore, interneti adeta keşfeder. Bush'un geçmi­şindeki ya da o günkü skandalları, eksiklikleri, yeteneksizlikleri, güvenilmez ailesi, kolayca girilen internet sitelerinde bolca işlenmiş ana akım medya zengin bir madene benzeyen bu skandalları, konuları işlemekte başarısız kalmıştır.

İnternette, boş ya da saçma sohbetlerden zevk alan topluluklar bulunur. Bunlar, Shirky'nin sözünü ettiği üzere (2010,48- 51) ortalığın karışmasından ve gürültüden memnun olurlar. İnternette Flickr, YouTube ya da Wikipedia "ortak üretimce dayanır. Burada işbirliği de vardır. Ancak daha çapraşık bir şe­kilde. Katılım çok sayıdadır ve çok yönlüdür. Kimse katılım için bir karşılık ya da ödül almaz. Bu katılım olmasa, proje de yürü­mez. Enformasyonu paylaşmak ile ortak üretim arasında fark vardır. En önemli fark, ortak üretimde, bazı kolektif kararların olmasıdır. Örneğin Wikipedia'nın sayfalarını oluşturan süreç, karşılıklı yazışma, düzeltme ve en son tek sayfada anlaşmadır.
Ortak üretimin düzenli ve sürekli işlemesi, hayli zor bir süreçtir. Wikipedia'nın işleyişi böyledir. Bir dizi müzakere sonucu oluşur. Kolektif eylem üçüncü basamaktır: 1. Sohbet, paylaşım 2. Ortak üretim, işbirliği 3. Kolektif eylem. Kolektif eylem, grup çalışma­sının en zor türüdür. Belli bir çabayı ve her üyeyi bağlayacak şekilde bir edimi gerektirir. Sorumluluğun paylaşımını gerekti­rir. Enformasyonun paylaşımı, katılımcılar arasında paylaşıma dayalı bir farkındalık yaratır.

Ortak üretim, paylaşımlı yaratıma dayanır. Ancak kolektif eylem, kullanıcının bireysel kimliğini grubun kimliğine bağlayarak, paylaşımlı bir sorumluluk durumu yaratır. Örneğin lösemili çocuklar için yardım amaçlı yemek düzenlemek ortak bir üretim iken, kolektif eylem bir gruba, hükümete, harekete karşı olarak, aynı amacı paylaşan üyeler adına üstlenilen bir girişimdir. Kolektif eylemin düzenlenmesi, bilgi paylaşımından ya da ortak üretimden daha zordur. Bu nedenle sosyal medyada da kolektif eylem örnekleri azdır. Hiç kimse, sitenin sahibi News Corporation hariç, milyonlarca kişi ile konuşamaz. Bu durum Facebook, Live Journal ve Xanga gibi sosyal ağlar için de geçerlidir, bloglar için de. Çoğunun üyesi azdır.

Sosyal medyadaki "şöhret" olgusunda da Shirky'e göre (2010, 85) bir dengesizlik söz konusudur. Web'de etkileşimin hiç bir teknolojik sınırı yoktur; ama yine de güçlü bilişsel sınırlar vardır: Örneğin kim olursanız olun, sadece belli miktarda bloğu takip edebilir, sadece belli miktarda insanla e-posta alışverişi yapabilirsiniz. Web günlükleri, karşılıklı yazışmaya teknik olarak imkân sağlasa da, şöhret arttıkça ve ölçek büyüdükçe, karşılıklı yazışma imkânsız hale gelir. Teknolojik olanaklar gerçek bir etkileşim için yeterli ortamı sağlamayabilir. Şöhret, insani sınır­ları aşıyorsa, bu durum yaygın olarak yaşanır. Etkileşim için, blog sahibi yerine, başkalarının ya da ücretli elemanların yanıt yazması, sık rastlanan bir durumdur ama bunu herkes hazme­demez.

Eşitlikçilik, ancak küçük sosyal sistemlerde mümkün­dür. Bir kez ortam belli bir boyutu geçince, şöhret, zorunlu bir hareket olur. Blogların izleyicisinin artışı, etkileşimin yok olma­sına neden olur. 1 ya da 2 milyon okuyucusu olan bir blog yaza­rının, okuyuculara yanıt yazması neredeyse olanaksızdır. Yani "etkileşim" mümkün değildir. Ve kitlenin neredeyse tümü için imkânsızlaşır. Geri kalanla ise sadece ender ve önemsiz bir etkileşim yaşanır ve bu hemen her türlü medya için geçerlidir. Web günlükleri şöhretin tek yönlü aynasını ortadan kaldırmaz ve "etkileşimli TV" bir zıtlıktır. Çünkü televizyon ölçütünde bir kitleyi bir araya getirmek, pop star yarışmasındaki biri için, oy kullanmaktan daha etkileşimli olabilecek bir şeyi bozguna uğ­ratmaktır. Geleneksel medyanın ölümü ilan edilirken, web, bir nevi anti-tv olarak resmedildi. Televizyon tek yönlü, web çok yönlü idi. Tv pasif, web aktifti. Ancak artık biliyoruz ki, web, kitlesel medyanın sorunlarının panzehiri değildir. Çünkü bu sorunlardan bazıları insanidir ve teknolojik ayarlara uymaz. Blog dünyasında yetkili yoktur. Sadece kitleler vardır. Ama bir araya gelen dikkatlerin ağırlığı, geleneksel medyayla bağlantı- landırdığımız türden dengesizlikler yaratmaya devam eder.

İlgi çekici ve önemli bir noktayı Artz (2013, 22) şöyle açıkla­maktadır: Şirketlere ait olarak yayın yapan medya, kültür elitle- rinin karş.t-kültürel karakterini mutlulukla vurgulayıp sergiler.

Böylece kültürel çeşitliliğin gerçekleştiğini iddia eder. Matte- lart'ların vurguladığı gibi daha da önemlisi, reklamcılık ve eğ­lence, egemen orta sınıf yaşam tarzı olarak insanların bireysel potansiyellerini ve kendi sosyal koşullarını anlamaları için gere­ken zeminin altını oyar. Ayrıca insanın kolektif, demokratik, sosyal olabilirlikler konusundaki isteğinin dokusunu bireysel tüketime odaklarken, tarihe ve geleceğe ilişkin konuların otori­tesini sarsar ve gündelik hayatı öne çıkarır. Eğlencenin popüler modellerinin ve küresel medyada oluşturulan gündemin yayıl­ması için kitle kültürü kamusal söylemi bastırır, önünü kapatır. Özgür iletişim biçimleri ya da melez oluşumlar ise yaşanan bu ticarileşmeye karşı kültürel pratiklerin yayılması için çalışır ve gerçek bir yeni dünya düzeninin olasılıkları için kamusal söyle­mi tartışır.

Sosyal medya kullanımı ve kullanıcı kişiliğinin kesişme nok­taları üzerine yapılan bir araştırmada, sosyal medya alanı ola­rak vveb'in, giderek daha çok, kullanıcıların üretim ve yaratım alanına dönüştüğü, kullanıcının kişisel özelliklerinin öneminin arttığı, katılıma dayalı medyada bunun dikkate alınması gerek­tiği üzerinde durulmaktadır. Bu alandaki literatür, dışadönüklük, duygusal durgunluk ve deneyime açıklık gibi etkenler üze­rinde durmakta ve bunlar doğrudan kişinin sosyal medyayı kullanımı ile ilgili konuları oluşturmaktadır. Araştırmanın sonu­cuna göre dışadönüklük ve deneyime açıklık, sosyal medya kullanımını pozitif olarak etkilemekte, duygusal durgunluk ise negatif olarak etkilemektedir (Correa, Hinsley, Züniga, 2010, 247). Oysa bu araştırma eleştirel aklın tercih etme yeteneğini ve potansiyelini göz ardı etmektedir. Dışa dönük ya da deneyi­me açık çok sayıda insan da, yanlış bulduğu için sosyal medya­ya katılmayabilir. Ya da çok durgun ve içe kapalı insanlar, sosyal medyayı aktif olarak kullanabilir, kullanmaktadır. Bunun çev­remizde çok sayıda örneği vardır.

Burada sorun, bireyin, genel gidişatın peşine takılıp gitme ya da alternatif bir yaşam tarzı geliştirip geliştirmeme sorunudur. Kendi özel hayatını gösterilik bir seyir malzemesine dönüştürerek fotoğraf ve videolarla iz­lemeye açma eğilimi ya da başkalarının hayatlarını bir gösteri geçidi gibi izleme ve dikizleme eğilimi ağır bastıkça, çoğunluğun yaptığı şeyin dışında kalma duygusunun verdiği rahatsızlık art­tıkça sosyal medya kullanımı da artabilir. Ve bunların tersini hisseden ve düşünen bir birey için sosyal medyayı kullanmama eğilimi ağır basabilir.

YouTube, geleneksel medya tekelleri ile birlikte ortak pazar paylaşımları için birçok şekilde pazar arayışları içerisindedir. Ropert Murdoch'ın Fox televizyonu bunlardan birisidir. Üstelik YouTube, eğlence holdinglerinin serbest kopyalama alanındaki yasal düzenlemeleri ile sorun yaşasa da, yüksek derecede mer­kezileşmiş iş planı, sahiplik yapısı ve ürün markası anlamında gelirini paylaşan bir kurum değildir. YouTube'un bilgi yapısı, tasarımı, 'topluluk', 'yorum', 'cevap' retoriği üzerinden yürüse ve bilinse bile, esas olarak "gösteri" ve "kutlama" alanı olarak tasarlanmıştır. Guy Debord'un kastettiği anlamda daha çok söylemin yapıları üzerinde oynar ve şirket ve pazar politikaları üzerinde yükselir.

YouTube'un izleyici grupları, gerçek insani gruplar bile olabilirler ama onlar var olan rolleri, kederli, kendi destekçisi, parodi yazarı, üstat, bilgin, uzman ve hareketin ikin­cil aktörleri gibi gayet iyi oynarlar (Losh, 2008, 111). YouTu- be'daki insanlar bazen öylesine ünlenir ki, komşu ya da akraba­ların önüne geçerler. Çocuklar, sanatçılar, politikacılar, kadınlar hep YouTube'dadır. Sosyal medyada yayınlanan videoları pay­laşarak gelişen arkadaşlıklar, belli bir medyalaşma süreci yara­tır. Çünkü haberler geleneksel medyaya yansır. YouTube, ölüm, şiddet, ırkçılık, cinselliğe eğilim, vb. imgelerin de stereotip ola­rak sık kullanıldığı bir mecradır. "Nefret eden" (hater) olarak kullanılan kavram, bir videoya gereksiz sert eleştiriler yönelten kişi anlamına gelir. Bu, YouTube İçin "yerel" bir terimdir. You- Tube'da haterilar çok ünlenir ve sayıları bir hayli fazladır. Kulla­nıcılar bununla bağlantılı olarak ciddi tehditler almadıklarını vurgular. MySpace bu anlamda çok daha tehlikeli bir video paylaşım sitesidir çünkü onda cinsel içerikli çok sayıda video dolaşır ve paylaşılır (Lange, 2008, 93-95). MySpace daha çok eğlenceye dayalı ve ergenlere hitap eden bir sosyal medya ağı olup belli bir ihtiyacı karşılamadığı ve insanı tam olarak konum- landıramadığı için yerini Facebook'a kaptırmıştır.

Facebook insan egosunu merkeze alır. Onun ihtiyaçlarını karşılamayı vaad eder. Bu nedenle MySpace'in önüne geçmiştir. Facebook kullanıcıları sigara tiryakileri gibi, bırakmak isteyip de bıraka­mayan bağımlılara benzerler. Büyük markalar, şirketler, resmi kurumlar, okullar Facebook'u yoğun olarak kullanır. Yeni bir site kurulduğunda muhakkak Face bağlantısı aranır. Sosyal medya siteleri insan psikolojisinin önemli bir bileşeni olarak işlemektedir. Paylaşılanların beğenilmesi de yine ego ihtiyacını karşılamaya hizmet eder. İnsan neyi neyle yiyor, bak sahilde nasıl da zıplıyor, çok mutlu, nişanlandı, evlendi, bak çocuğu bile oldu, sevgilisiyle nerede buluştu, yeni arabası ne marka, dün hangi partide nasıl içti vb. konular Face'in asıl konularını oluş­turmakta ve bu tür mesajlar bitecek gibi de görünmemektedir (Şen, 2013).

Sosyal medyanın gösteri nitelikli dünyası ve görsel mater­yallerin teşhirine uygunluğu, insanların mahremiyet haklarına saldırma biçimine dönüşebilmekte ve bu nedenle gündelik yaşamda bazı sosyal patlamalar ve hukuki sorunlar yaşanabilmektedir. İsveç'in Göteborg kentinde Aralık 2012 tarihinde gerçekleştirilen protestonun konusu böyle bir sorundan kay­naklanmıştır. Protestocuların açıklamasına göre bazı öğrenciler birlikte öğrenim gördükleri arkadaşlarının fotoğraflarına Fa­cebook, Twitter ve Instagram gibi sitelerde ayrı bir sayfa halin­de yakışıksız ve "ahlaksız yakıştırmalar" yazıp yayınlamışlardır. Protestolar taşlı sopalı saldırılara dönüşmüş ve giderek büyü­müştür (Liseli kızlardan..., 2012). Bu tür sorunlar karşısında yasalar da yetersiz kalabilmektedir.

Tayvan'da fotoğrafın internette kullanımını Debord'un gös­teri toplumu kuramı bağlamında inceleyen bir araştırmada (Hsu, 2007, 596) medya doyumları ile sahneleme fenomeni birlikte ele alınmış, buradaki motivasyona da değinilmiştir. Hsu'ya göre, sahneleme fenomenini incelemede 'kullanımlar ve doyumlar' kuramı yetersiz kalmaktadır çünkü bazı online fotoğraf albümü kullanıcıları, gösteri-performans paradigması­nı haklı çıkaracak eğilimlere girmektedirler. Yani izleyici ve kul­lanıcı nitelik değiştirmiştir. Bu değişimler şöyle açıklanabilir:

1.Kullanıcılar, medya tüketimine (kullanımına) daha fazla zaman ayırmakta;

2.Bu tüketim, gündelik hayatın dokusuna giderek daha çok işlemekte;

3.Toplumlar bu iki sürecin iç içe geçişi ile daha gösterisel bir niteliğe bürünmektedir.

Ayrıca,

a. Sosyal dünyanın gösteriselliğinin artışı,

b. Bireylerin kendilik-algılarının narsistik bir boyut kazanması süreçleri yaşanmaktadır.

Biressi, bedensel travmanın gösteri malzemesi olarak kulla­nımında kadınsılığın yerine dikkat çeker (2004, 335). Buna göre günümüzde teşhir ve daha özel olarak da psikolojik ve beden­sel travmanın teşhiri, kültürümüzün temel özelliklerinden biri olmuş durumdadır. Televizyon talk showlarında, gözlemsel belgeselde, yaşam tarzı programcılığı ve gerçekçi televizyonun bütün özelliklerinin sergilenmesinde, meslekte ya da bireysel olarak çok acı çekmenin ve kişisel ızdırabın tüketimini görürüz. Kişisel travmayı gösteriye çevirme eğilimi, entelektüel beklenti­lerde ya çok azdır, ya da yoktur. Ancak geleneksel medya kül­türlerinde hayli yaygındır. Daha yeni formlarda görülen şekli ise toplumsal cinsiyet ayrımcılıklarından biri şeklinde işlemektedir. Bu bir sorundur çünkü en azından duygusal acı çekme durumu alışıldık ve yaygın olarak bir 'kadınsılık' durumu olarak sunulur. Acı çekme kadına atfedilen bir durumdur. Bu, kadınlar tarafından da böyle kabul edilir. Bedensel ya da psikolojik güvensizlik, incinebilirlik ya da zarar görme konusunda konuşmada hemfi­kir olma da kadınlara atfedilir. Ne zaman ki "erkeksi" zarar ya da travma söz konusu olur, onun medya kültüründe sunumu ve dolaşımı, oldukça farklı formlara ve anlamlara dönüşür.

22 Temmuz 2011 tarihinde Facebook'ta oluşturulan "Cey­lanlar Ölmesin: Kadına Şiddete Hayır" adlı grupla ilgili olarak yapılan bir araştırmada (Sağır, İnci, 2012) şiddetin algılanma­sında, yayılmasında ve yeniden üretiminde toplumsal teknoloji­lerin rolü sorgulanmıştır. Buna göre şiddet kolektif üretim bi­çimlerinde estetize edilmekte, bireysel anlamlandırma olanak­larının dışına çıkılmasına neden olmaktadır. 532 üyeli, 4007ü kadın, 132'si erkek olan bu grupta en çok (% 43,72) haber pay­laşımı olmuş, onu video ve köşe yazısı paylaşımı izlemiş, şiddet ve tecavüz haberlerine gösterilen tepkiler, yüzeysel ve çözüm­den uzak olarak kalmıştır.

Binark'a göre birey sosyal paylaşım sitelerinde kimliğini is­tediği şekilde konumlandırabilmekte, 'biz7 kavrayışı ve hayali içinde kimlik üretiminde giyinme biçiminden dil kullanımına, boş zaman etkinliklerinden popüler müzik tüketimine ve med­yayı kullanma biçimlerine uzanan farklı öğeleri bir araya getire­rek değişik seçimlerde bulunmaktadır. Bireyin sahip olduğu kültürel, simgesel ve ekonomik sermayesinden beslenen beğe­nileri ve yaşam tarzları, aidiyet tasarımının kurulmasında rol oynar (2005,118).

Toprak, Yıldırım vd.7e göre (2009, 106-115 ve 156-161) in­ternetteki iletişim ortamı melez bir nitelik taşır. Katılımcılar kimlik kurgulama yoluyla sürekli rol yapar ya da başka bir de­yişle "performans" yapar. Goffman performansı "belli bir du­rumda belli bir katılımcının diğer katılımcılardan herhangi birini etkilemeye yönelik tüm etkinlikleri" olarak açıklamakta ayrıca vitrin kavramı üzerinde de durmakta ve vitrin'i, "ifadenin do­nanımı" olarak açıklamaktadır. Goffman performansta benliğin sunum amacının olumlu izlenim bırakmak olduğunu belirtir ve bu amacın sürekli varlığının önemine dikkat çeker. Yani sahne­lenen benlik, "genellikle güvenilir" olumlu bir imaj bırakmayı amaçlamaktadır.

Çöpçatan siteleri performansa iyi bir örnektir: Bu sitelerde görünüş, cinsiyet, yaş, yer ve meslek, boy, ırk, duruş, yüz ve beden ifadeleri sergilenmektedir. Bu sitelerde, kullanıcılar "gerçeği birazcık çarpıtır". Sosyal medya görsele dayalı verilerin malzemelerin daha çok kullanıldığı ortamlar olarak kullanıcılara ait doğum günleri, cinsiyetler, yaş, eğitim durumları vb. kişisel bilgileri, memleketleri, sevgilileri, medeni durumları, aile bireyleri, arkadaşları, ilgileri, alışkanlıkları vb. her türlü sorunun sorulabildiği, kullanıcıların da yanıtlayabildiği ortamlardır. Bu ortamlara uygun olarak denebilir ki, "Yeni ileti­şim biçimi, görmek ve göstermek, gözetlemek ve gözetlenmek­tir". Bu nedenle sosyal medyada en çok paylaşılan bilgi ve veri türü fotoğraf ve videodur. Facebook, görmek ve görünmek üzerinden işlemektedir. Gündelik yaşamın her tür görüntüsü, ağ'a yüklenmektedir. Amaç bunların görünür olmasıdır. Sosyal medya kullanıcılarına sürekli toplumsal sermayelerini sisteme aktarmaları için çağrıda bulunur. Sosyal medya toplumsal ser­mayeyi genişletmek ister. Yani tanıdıkların, ilişkilerin, isimlerin sürekli sisteme aktarılması (Toprak, Yıldırım vd., 2009,106-115 ve 156-161).

Sosyal medya konusunda yapılan bir araştırma (Zeybek, 2012, 287) kişilerin sosyal medyayı kullanım amaçlarının sıra­sıyla, arkadaşlarla iletişim kurmak, tanıdıklarından haberdar olmak, zaman geçirmek, eğlenmek, oyun oynamak, yeni arka­daşlar edinmek, evlenmek amacıyla biriyle tanışmak ve cinsel ilişki kurmak amacıyla biriyle tanışmak şeklinde olduğunu orta­ya koymaktadır. McGiboney (2009) Tvvitter'ın popülaritesi ve önemi arttıkça tüketici ve kurumsal dünyada da büyümesinin devam ettiğini, ancak arkadaşlık ilişkilerinde gerçek zamanlı iletişim için bir ortam işlevi gördüğünü, gerçekte ise marka pazarlamanın önemli bir bileşeni haline geldiğini belirtmekte­dir.

Buna göre işletmeler Twitter'da 3 farklı şekilde bulunabil­mektedirler:

1.Tanıtım: Twitter işletmelere ana sayfada "iş­letmeler" linkiyle "temelleri öğrenin", "aktivitenizi etkin kılın" ve "reklam vermeye başlayın" önerilerinde bulunur.

2.Kullanıcı ile işletmeler arasında konuşmalar yapılmasını sağlamak için.

3.Kullanıcıların markalar ile ilgili yaşadıkları deneyimleri anlattık­ları bir ortam olarak.

Kullanıcı tweetleri işletmeler için metin- veri işlevi görür. Yani oldukça önemlidir işletmeler için. Twitter, dinamik, açık, güncel ve enformasyoneldir. İşletmeler için geri­bildirimler taşır. Bu geribildirimler stratejilerin, planların, proje­lerin geliştirilmesine, verimlilik artışına olanak sağlar. Twitter'in herkese açıklığı, işletmeler için bir sınav ortamı da oluşturur. İşletme ya da kurum itibarı açısından kritiktir. Bu nedenle takip ve analiz ihtiyacı doğar (Çiğdem, 2012,113). Son yılların en çok kullanılan sosyal medyası olan Twitter, bu özelliklerinin yanı sıra ve onlarla birlikte, büyük bir gösteri aracına da dönüşmüş­tür. Kendini tanıtmak, açıklamak, kanıtlamak ya da göstermek istemenin en kolay karşılık bulduğu alandır Twitter. Ve bu ha­liyle, Debord'un tanımını yapmış olduğu "yoğun ve yaygın gös­terenin gelmiş bulunduğu son aşamalardan biridir.

Bu süreçte egemen olan kültür endüstrileri, sadece öyküleri hiper-bireyciliğe dönüştürmekle kalmamakta, onları aynı za­manda ıvır zıvır, ünlü, kendini abartan ürünler olarak tutup elde etmektedir. Haz, pazarlanabilir bir amaca dönüşmüştür ama o hep bizim ulaşabileceğimizden uzaktır. Hep başka ve yeni müşterilere gereksinim duyar. Ve üstelik buradaki haz elbette mutluluk, tatmin ve doyum getirmez (Artz, 2003, 22). Getirmediği için aynı şekilde sürer gider. Bir arayışa dönüşür. Hiç ulaşılamayan bir arayış. Anlamını gösterilerde arayan ve hiç bitmeyen bir süreç.

Yazan:Doç.Dr.Mukadder Çakır

Kaynak:Sosyal Medya Araştırmaları 1,Çizgi Yayınları,(2013)syf:45-60

Editörler:Doç.Dr.Ali Büyükaslan - Yrd.Doç.Dr.Ali Murat Kınık
Devamını Oku »

Toplumsal Dönüşüm Bağlamında Sosyal Medya..





Toplumsal Dönüşüm Bağlamında Sosyal Medya ve Değişen Aile Kavramı

Giriş

Sanayi devrimiyle birlikte kadının çalışma hayatına girmesi toplumsal yapının değişiminde etken olmuş­tur. Önceleri ev işlerinden sorumlu olan kadın, kapitalizmin etkisiyle modern toplumda çalışma hayatına çekilmiştir. Toplum ve aile içinde kadına yüklenen roller kimi zaman medyadan topluma, kimi zamansa toplumdan medyaya yansımaktadır. Bu araçların bireyi toplumsallaştır­ma işlevi, erkeklerin ve kadınların toplumdaki rollerine ilişkin ipuçları vermektedir. Kadının toplumdaki yeri bu araçlarda belli kalıplar ve normlar halinde gelenekselleşmiş bir yapıya bürünmektedir (Terkan, 1999).

Sanayi öncesi ve sanayileşme sonrası toplum sıklıkla kıyaslanmaktadır. Ancak kitle iletişim araçları ve bu araçlardaki gelişmelerin toplum üzerindeki etkisinin giderek arttığı ise herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Özellikle uydu teknolojileri üç başlayan yayıncılığının sınır ötesine taşınmasıyla birlikte bu etki gün geçtikçe artmış ve yeni medya olarak adlandırılan interne­tin icadıyla birlikte had safhaya ulaşmıştır.

İcadından kısa bir süre sonra internetin toplumu nasıl şekil­lendirdiği veya bireyler üzerindeki etkinliği birçok araştırmacı tarafından sorgulanmaya başlamıştır. Araştırmacılar sıklıkla iletişim çağı olarak nitelendirdikleri çağımızda toplumun aslın­da ne kadar iletişimsiz olduğunun altını çizmektedirler. Bunu yaparken de; bireyin artık diyalektiğin karşısındaki kişiyi yani "öteki"ni yok etmeye başladığını belirtmektedirler.

Bu duru­mun günümüzde diyalogları monologlara dönüştürdüğünü de ifade etmektedirler. Örneğin Baudrillard bu diyalektik karşıtın yok edilmesini durumunu; "eğer bilişim gerçekliğe karşı işlenen kusursuz cinayete sahne oluyorsa, iletişim de ötekiliğe karşı işlenen kusursuz cinayete sahne olmaktadır" diye nitelendir­mektedir (Baudrillard, 2006, s. 136). Diyalektikte artık öteki kavramının olmadığını, sanal dünyanın ötekini artık yok ettiğini savunan Baudrillard, bunun da toplumun her aşamasında ken­disini hissettirdiğini / hissettireceğini savunmuştur.

Kuşkusuz sunduğu olanaklar düşünüldüğünde internet ve kitle iletişim araçlarının faydaları saymakla bitmese de; aile içi iletişimin bozulmasında hatta kişiler arası ilişkilerin sıradanlaşmasında çok etkin olduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Önce­leri sadece büyük çalışma laboratuvarlarında özel izinlerle kul­lanılan bilgisayarların küçülerek ailedeki her bireyin sahip oldu­ğu bir araç olması ve bu aracın da internete erişime imkân sağ­laması "mahrem" kavramının tanımını geliştirmiş ve özel ya­şam algısını değiştirmiştir.

Hem sanayi ile birlikte çalışan ebe­veynlerin gelirlerinin artması hem de kitle iletişim araçlarının her kişiye ayrı bir olanak sunması ailede bile iletişim eksikliği yaratmaya başlamış, toplumsal suçlar kadar ilişkiler de sanal dünyaya taşınmıştır. Bu gerçek; araştırmalara, kitaplara hatta filmlere ( You've got mail - 1999) bile konu olmaktadır. Bütün bu çalışmaların ortak noktası da toplumun hatta ilişkilerin inşa­sında kitle iletişim araçlarının baskınlığını gözler önüne sermek­tedir. Bu bağlamda yapılacak olan çalışmada sanal dünyanın, sanal kimliklerin hatta sanal medyanın yeni toplumsal düzenin inşasında ve gelişiminde etkisi tartışılmıştır. Verilerin toplan­ması ve değerlendirilmesi ise bilimsel gözlemi esas alan litera­tür tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir.

Sosyal Bir Olgu Olarak Aile ve Değişen Yapısı

Her bireyin şüphe etmeksizin katıldığı toplumun en küçük birimi ailedir (Bulut, 1993, s. 1). Evlilikle kurulan aile, insanlığın var olduğu günden bugüne kadar, üye sayısının büyüklüğü, aileyi oluşturan evlilik türleri veya ailedeki karar veren cinsiye­te göre çeşitli şekillerde incelenmiştir. Bunun dışında aile ku­rumu; iç dinamikleri veya içinde paylaşılan roller bakımından çeşitli değişimlere uğramıştır. Ancak aile kurumundaki en kes­kin değişim kuşkusuz sanayi devrimi sonrası, büyük geniş aile­lerin yerini çekirdek ailelerin almasıyla yaşanmıştır (Günay,2002, s. 18).

Birçok düşünüre göre de, sanayileşmenin artmasıyla birlikte aile yapılarının çekirdek yapıya dönüşmesi ve kadının da işgücü olarak çalışma hayatına girmesi ile birlikte, toplumun en küçük parçası olarak adlandırılan aile kurumu zarar görmüştür. Ço­cukluk yaşlarından itibaren aile içinde büyümeyen bireyler, ilerleyen dönemlerde toplumsal faaliyetlerden, gelenek - gö­reneklerden uzaklaşmaktadırlar. Sanayileşme ile birlikte her­hangi bir maddeye aşırı tapınma olarak nitelendirilen parasal ilişkilerin yüceltilmesi; insan ilişkilerini çıkara dayalı, nesneler arası ilişkiye dönüştürmüş, dolayısıyla insanı "İnsanî" değerlere yabancılaştırmıştır.

Sanayi toplumu olarak nitelendirdiğimiz toplumsal yapıda özellikle kitle iletişim araçlarının yerleşik bir hal alması ile birlik­te, insan davranışları, tutumları kanaatleri, düşünceleri ve ey­lemleri de bir standartlaşma içerisine girmiştir. Sanayi toplumlarında bireyler; topluma ve siyasete etkin olarak katılan bir kamu toplumu değil, aksine kitle iletişim araçları vasıtasıyla yönlendirilen ve güdülen kitle toplumu biçiminde dönüşmüş­lerdir. İnsanlar kitle toplumunda yabancılaşmaktadır. 21. yüzyı­la doğru, iletişim araçlarının gelişmesi ve etkinliğiyle, dünya bağlamında ekonomik, sosyal ve siyasal küreselleşmenin ya­nında, özellikle etkisi daha yoğun olarak görülen kültürel küre­selleşme yaşanmaktadır.

Önceleri aile bireylerinin her birisinin gelecek için işgücü olarak değerlendirildiği ve neredeyse her ailenin kendi işinin patronu olduğu deyim yerindeyse KOBİ'lerin yerini, küçük hat­ta çekirdek aileler almıştır. Hem kadın hem de erkek bu sis­temde değişen modern yaşamın gereği doğrultusunda çalışma­ya başlamış, ortak bir payın paydası durumuna gelmişlerdir. Bu paylaşımda geleneksel aile yapısında alışılmış bir tabu olan, "ev işlerinden sorumlu olan kadındır" imgesi yıkılmıştır. Erkek de ev işlerinde kadına yardım etmeye başlamıştır. Hatta erkekle öz­deşleşen alış - veriş yapma hatta alış - veriş yapma ile ilgili kararların alınması durumu da kadın lehine değişmiştir. Ortak üreten, ortak kazanan bireyler olan ailenin üyeleri harcama konusunda da ortak hareket eder duruma gelmişlerdir (Suğur & Suğur, 2005, s. 23).

Modernleşme ile birlikte toplum, köylerden kentlere gelmiş ve burada sanayi kollarında çalışmaya başlamıştır (Suğur & Suğur, 2005, s. 22). Bu çalışma sürecinde sadece erkek değil kadın da aktif olarak rol almaktadır. Özellikle savaşlar sonrasında azalan erkek nüfusunun yerine ikame güç olarak da ça­lışma yaşantısına girmek zorunda kalan kadının 1988 yılında %88 olan tüm çalışan nüfus içerisindeki oranının, 2001 yılına gelindiğinde %48'e gerilediği görülmüştür.

Bu oranın gerileme­sinde sigortasız olarak gündelikçilik yapan, çocuk, hasta veya yaşlılara bakıcılık yapan veya takıcılar için takı, mağazalar için örgü veya el işi yapan vb. kadınların olmadığı da bilinmektedir. Ancak bunlara rağmen rakam bize Türkiye'de yaşayan kadınla­rın neredeyse yarısının çalışma yaşantısında olduğunu, yani her iki aileden birisinde hem kadının hem de erkeğin çalıştığını varsayma olanağı sağlamaktadır (Ankara İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Derneği, 2010, s. 5).

Sanayileşme sonrasında, hızla değişmeye başlayan aile yapı­ları incelendiğinde, bu değişimin tarıma dayalı köy ekonomile­rinde istedikleri kazancı elde edemeyen bireylerin şehirleri tercih etmesi ile göç durumunun ortaya çıkışına ve bunula bir­likte gece kondu yaşantısına, bazı yerlerde ise günümüzde hala devam eden ve adına "varoş kültürü" denilen kültürün ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği görülmektedir (Görentaş, 2007). Varoş kültürü olarak nitelendirilen bu bölgelerde geniş aileden çekirdek aileye dönüşüm tamamlanamamıştır (Sökmensüer, 2008).
Ancak her ne şekilde olursa olsun yoğun iş temposuyla yo­rulan bireyler çalışma saatleri dışında evlerinin kapılarını sıkıca kapatarak dış dünyayla ilişkilerini medya ve internet üzerinden kurmaya başlamışlardır.

Mesai saatlerinde boş evler olarak duran apartman binaları genel Osmanlı mimarisinin iki katlı ve bahçeli yapısının aksine, en az dört kat ve her katında ortalama iki ailenin yaşadığı, sokak ile birinci kat üzerindeki mesafenin arttığı binalara dönüşmüştür. Bu apartman binalarında hapis olan çocuklar yalnız çocuklar olarak bir şekilde büyümeye de­vam etmekte ve toplumla yabancılaşmaktadır (Özamaç, 2010,s. 22). Bireyin sosyalleşmesinde ailenin etkisinin önemi yadsı­namaz. Çünkü bireyin toplumla olan bağlarının temelinin atıl­dığı ortam aile kurumudur.

Birey öncelikle davranışları ve sos­yalleşmeyi ailede öğrenerek daha sonra bu öğretileri çevresini geliştirmek / düzenlemek amacıyla kullanmaktadır. Ailede ya­şanan sorunların bireyin gelecek yaşamında etkili olduğu da bilinen bir gerçektir. Ancak bireyin yaşadığı toplumla yabancı­laşması sadece aile içi ilişkiler veya kitle iletişim araçlarıyla açıklanamayacak kadar önemli bir olgudur. Bireyin yabancılaş­masındaki diğer etken de bireylerin gelir durumudur. Gelir seviyesinin düşük olduğu ailelerde bireyler artık her şeyin mali­yet analizini yapmaya başlamışlar ve düşük gelirleri nedeniyle ev eğlencelerine yönelmiş veya arkadaşları ve akrabalarıyla internet üzerinden görüşmeye başlamışlardır.

SOSYAL MEDYA VE SOSYAL AĞLAR

Sosyal medya teriminin ortaya çıkışı internetin kullanıma açılması kadar eskidir. 19701i yıllarda geliştirilen MUD yani Multi - User Dungeon (Çoklu Katılımcılı Zindan), Multi-User Dimenson (Çok Katılımcılı Boyut) veya Multi User Domain (Çok Katılımcılı Alan) olarak adlandırılmaktaydı (Edosomwan, Praka- san, Kouame, Watson, & Seymour, 2011, s. 80-81). Bu uygula­ma, 1978 yılında BBS'nin 1 (Bulletin Board Sytem) kullanıma açılmasıyla birlikte aktif olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu sistem, Web 1.0 arayüzünü kullandığı için bu arayüzdeki sitele­rin içerikleri genel olarak yazılardan ibaretti, ancak Web 2.01n kullanıma açılmasıyla birlikte sitelerin içerikleri yazılar kadar görsellik de taşıyabilir duruma gelmiştir. Daha sonraki bir ge­lişme olan Web 3.0 uygulamasıyla birlikte de taşınabilir araçlar

Bilgisayar kullanıcılarının, modem ve telefon hattıyla internete erişerek, mesaj alışverişinde bulundukları sisteme verilen isimdir (Ayrıntılı bilgi için Bkz.https://en.wikipedia.org/wiki/Bulletin__board_system).için yeni bir arayüz kullanılmaya başlanmıştır (http://nonprofitorgs. wordpress.com, 20io). Bu gelişmeler ile birlikte sosyal medya gü­nün her anında bireylerin kullanabildiği bir araç haline dönüş­müştür.

Sosyal ağların ortaya çıkışı ise 1997 yılında kurulan SixDeg- ress sitesi ile olmuştur. Bu siteyi sırasıyla 1990 yıllarda faaliyet­lerini sürdüren, BlackPlanet, AsianAvenue ve MoveOn takıp etmiştir (Edosomwan, Prakasan, Kouame, Watson, & Seymour, 2011, s. 81). 2000 yılıyla birlikte sosyal ağlar yükselişe geçmiş­tir. Özellikle fotoğraf paylaşım siteleri ve blog sitelerinin çıkışıy­la birlikte sosyal ağların yükselişi hızlanmıştır. Ancak 2004 yılın­da kurulan Facebook Harvard ve 2005 yılında kurulan YouTube gibi sitelerle birlikte sosyal ağlar artık yaşamın bir parçası hali­ne dönüşmüştür. Özellikle 2007 yılında Facebook sitesinin üye alimim genişletmesiyle birlikte gördüğü ilgi benzerlerini de ortaya çıkartmıştır. Linkedin, Twitter, Google+ vb. sosyal ağlar ortaya çıkmış ve bireyler düşüncelerini her an tanıdıkları / ta­nımadıkları kişilerle paylaşabilir, başkalarının düşünceleri hak­kında yorum yapabilir duruma gelmişlerdir.

Aslında iç içe geçen sosyal medya ve sosyal ağların ayrıştık­ları noktalardan birisi de işte burası olmuştur. Sosyal medya ve sosyal ağ arasındaki farkları beş grupta toplayan Hartshon, birinci olarak sosyal medyanın bilginin geniş bir kitleye dağıtıl­ma yolu olduğunu ve bunun da herkes tarafından kullanılabile­cek bir yol olduğunu ifade etmiştir. Sosyal ağda ise bunun sa­dece ortak düşünceler veya aralarında ortak bir bağ olan kişiler / gruplar tarafından yapılan bir faaliyet olduğunu tanımlamak­tadır. İkinci fark olarak sosyal medyanın gazete, radyo, televiz­yon vb. gibi bir iletişim kanalına benzediğinin altını çizmektedir.

Mesaj ve bilgi basit bir yolla diğer bireylere yayılmakta ve bireylerin tepkisi genel olarak bilinmemektedir. Sosyal ağlarda ise iletişim iki şekilde meydana gelmektedir. Bunlardan birincisi herhangi bir başlığa / konuya bağlı olarak yapılan yorumlar, değerlendirmeler ve paylaşımlarken, diğeri ise bireylerin ilişki­lerini sürdürmek amacıyla yaptıkları iletişim şeklidir. Üçüncü bir fark olarak Return On Investment yani yatırım kârlılığı gelmek­tedir. Hartson, sosyal medyada açıklanmasının biraz şüpheli olduğunu yani sosyal medyada bir markanın, ürünün veya ser­visin rakamsal bir değerinin verilmesinin, bununla ilgili konuş­maların yapılmasının ve takip edilmesinin, sosyal ağlara göre daha zor yapıldığının altını çizmektedir.

Dördüncü olarak za­man uygunluğunu göstermektedir. Sosyal medyada bireylerin çalışma ve sitelerini geliştirme / takip etme sürelerinin fazla olmasının ayrıca geliştirim süreçlerinin fazla olmasının sınırsız bir maratona benzediğini ifade ederken, sosyal ağlarda kişi ve karşısındakinin iletişime geçmesinin daha kolay olduğunu, ileti­şimin daha faydalı bir süreç geliştirdiğini ifade etmektedir. Son olarak ise halkla ilişikler çalışmaları bakımından takip kolaylığı ve bu sürecin başarısını değerlendirdiği süreçte sosyal ağların, sosyal medyadan daha üstün bir halkla ilişkiler çalışmasına olanak sağladığını belirmektedir (Hartshon, 2010). Tüm bu ifadeler üzerinden de anlaşılacağı gibi her ne kadar terimsel olarak bir karışıklık olsa da sosyal medya bir sosyal ağ değildir.

SOSYAL AĞLARIN TOPLUMSAL OLAYLARA ETKİSİ

Kitle iletişim araçlarındaki iletilerin bireyleri nasıl etkilediği sorusu her zaman ilgi çeken bir araştırma konusu olmuştur. Radyo, televizyon veya basılı kitle iletişim araçlarındaki geri beslemenin gecikmesi veya bireylerin herhangi bir konuda fikirlerini beyan ederlerken yaşadıkları sıkıntıların sosyal medya ve sosyal ağlar ile daha düşük seviyelere inmesi, bireylerin bu araçları kullanmalarında etken olmuştur.

Özellikle Facebook, Twitter gibi sitelerin büyük kitleler tara­fından kullanılmaya başlamasıyla birlikte sosyal ağlar sosyal olaylıda da etkili olmaya başlamıştır. Bireyin herhangi bir ko­nuda fikirlerini rahatlıkla açıklayabilmesi, ek bir ücret ödemek­sizin tanıdığı kişiler hakkında bilgi toplayabilmesi veya diğer bireylerin düşüncelerini öğrenebilmesi nedeniyle sosyal ağlar katılım kültürü adı verilen bir kültür türüyle özdeşleşmektedir. (http://www.dinkulturudefteri.com, 2013). Katılım kültüründe birey çevresinde / toplumdaki her olay hakkında fikir sahibi olup kendi fikirlerini açıklayabilmekte ve fikirleri hakkında diğer insanların neler düşündüğünü öğrenebilmektedir.

Ancak sosyal ağlar sadece kişilerin düşünceleri veya diğerle­ri hakkında bilgi toplamaktan öteye geçerek ülkelerin siyasetle­ri, toplumsal olayların başlaması gibi konularda da etkisini his­settirmektedir. 2001 yılında Filipinler'de patlak veren yolsuzluk olaylarından sonra bireylerin hem sosyal medya, hem de sosyal ağlar üzerinden artan tepkilerinden sonra ülkenin 13. Cumhur­başkanı Joseph Estrada, senatoya rağmen istifa etmek zorunda kalmıştır (Kuzuloğlu, 2013).

2008 yılında Mumbai'ye yapılan terör saldırısına en büyük tepki olayın yakınlarında olan görgü tanıklarından gelmiştir. Özellikle Flickr ve Twitter siteleri üzerinden her beş saniyede bir, patlama yerine ait fotoğrafları veya yorumlarını paylaşan kullanıcılar bölgenin ihtiyacı olan konularla ilgili en fazla bilgiyi sunmuşlardır (Beaumont, 2008).

2009 yılındaki İran seçimlerinde sandıktan ikinci kez Ahme- dinecad'ın çıkması, reformcular tarafından büyük bir hayal kırıklığı olarak adlandırıldı. Rejime karşı güveni olmayan halk seçime karşı ayaklanarak Musavi'nin kazandığını, seçimlerin iptal edilmesi gerektiğini savunmuştu. Ancak ayaklanmalar sonrasında 27 yaşındaki yüksek lisans öğrencisi Nida Sultanin rejime bağlı milisler tarafından öldürülmesi sosyal ağlarda bir­çok insanın olaya tepki göstermesine neden olmuştur. Müsavi ile reformcu liderlerden Kerrubi'nin başını çektiği reformcu gruplar, sosyal ağlar aracılığıyla İran'daki halkı direnişe geçme­ye çağırıyor, bunu yapabilmek içinde sosyal ağlara el kamerala­rı veya cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri yüklüyorlardı. Bu çaba kısa sürede etkisini göstererek, sosyal ağlar aracılığıyla ilk kez halkın sokaklara dökülerek tepkisini gösterdiği olay ola­rak kaydedilmiştir (Dağlı, 13).

Yine 2009 yılında Moldova'da 7 Nisan'da yapılan seçimin sonuçlarını protesto etmek için Moldova'nın en büyük şehirle­rinden birisi olan Chişinâu'nın Stefan cel Mare Boulevard'ında gazeteci Natalia Morar ile birlikte sivil itaatsizlik eylemi başla­mıştır. Yaklaşık 3000 kişinin katıldığı eylemde 278 kişi yaralan­mış ve eyleme en büyük destek Twitter sitesi üzerinden veril­miştir (en.wikipedia.org, 2013).

Sosyal ağlar her geçen gün etkisini arttırmakta, bu da yaşa­nılan olaylarda kendisini göstermektedir. Sosyal ağların etkisi­nin görüldüğü en büyük olaylardan birisi de 2010 yılındaki Arap Baharı'dır. Arap Yarımadasında başlayan ve Arap halklarının demokrasi, özgürlük, insan hakları taleplerinden ortaya çıkan eylem kısa sürede bölgesel, toplumsal siyasi bir eyleme dö­nüşmüştür. Bireylerin sadece sosyal ağlar ile organize olduğu­nu söylenmenin yersiz olduğu bir gerçekken, özellikle Arap Baharı gibi bir eylemde sosyal ağların etkisinin ne kadar büyük olduğu yadsınamaz bir gerçek olduğu araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir (Yüksel, 2013).

Sosyal ağların etkisinin derin bir şekilde hissedildiği diğer bir olay ise 17 Eylül 2011 yılında New York'ta Kanadalı gösterici grup Adbusters tarafından başlatılan Occupy The Wall Street (Wall Street'i İşgal Et) eylemidir. Sosyal eşitsizliği ve şirketlerin Amerikan yönetimindeki etkisini protesto etmek amacıyla baş­latıldığı söylenen eylem yaklaşık iki ay sürmüştür. Sosyal ağlar aracılığıyla başlatılan ve sürdürülen eylemde zaman zaman sosyal ağlar aracılığıyla direnişçilere yardım / destek mesajları yayınlamıştır.

Sosyal ağlar sadece siyasal olaylarla değil, aynı zamanda do­ğal afet dönemlerinde toplumun yaralarının sarılmasında da önemli bir güç durumundadır. Özellikle Haiti depremi, Japonya Depremi ve Van Depremi sonrasında yaşananlar bunun en güzel örneklerindendir. "Sosyal medya son yıllarda yaşanan afetlerde, afet olduğu anda ortaya çıkan kargaşanın ve ihtiyaç­ların belirlenmesinde en önemli cankurtaran olarak görülmeye başlanmıştır" (Yates ve Paquette, 2011 Aktaran (Sarı & Aksu, 2012, s. 41).

Sosyal Medyanın Aile İçi İletişime Etkisi

Teknolojik gelişmeler doğrultusunda etkilerini gün be gün arttıran kitle iletişim araçları bireylerin merkezi durumuna gelmiştir. Bu merkezileşme kitle iletişim araçlarının içeriklerinin zenginleşmesi ve alım gücünün artmasıyla birlikte ilk dönüşü­münü evin her odasına konulan televizyon ile göstermiştir. Böylelikle ailelerin evlerinde geçirdikleri zamanlar genellikle televizyon karşısında geçer olmuştur (Albukrek, 2013).

Televizyonun aileye olan etkisi uzun süre araştırılmış ve bu araştırmalar sonucunda aile içi şiddeti ve çocuğun ileri dönem­de şiddete yönelmesi gibi davranışları da etkilediği belirlenmiş­tir. Aynı zamanda televizyonun aile içi iletişimi azalttığı ve baş­ta çocuklar olmak üzere tüm aile içi iletişimi etkileyen bir araç olduğu da sık sık ifade edilmiştir (Batmaz & Aksoy, 1995, s. 2). Araştırmalarda televizyonun sadece aile içi iletişimi değil direkt olarak aileyi etkilediğini saptayan sonuçlara da ulaşılmıştır. Bu çalışmalardan bir tanesi TÜİK tarafından yapılmıştır. TÜİK'in yaptığı araştırmada artan boşanmaların sebeplerinden bir ta­nesinin bireylerin televizyon dizlerinde gördükleri gibi yaşamı istemeleri ve bunu elde edemedikleri zaman da boşanma yolu- na gitmeleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır (www.memurlar.net, 2010).

Aile ve aile içi ilişkilerde etkili olan bir diğer kitle iletişim aracı da kuşkusuz internettir. İnternet günümüzde bilgilenme işlem yürütme, haberleşme, eğitim ve sosyalleşme fonksiyonla­rıyla bireylerin yaşantısının ayrılmaz bir parçası olmuştur. An­cak bu olumlu özelliklerinin tersine internetin kişiler üzerinde yarattığı bağımlılık duygusu ve yarattığı dijital dünyanın içine bireyi hapis etmesi beraberinde birçok olumsuz etkiyi de ya­nında taşımaktadır. Özellikle internetin yarattığı sanal dünya­nın bireyin sosyal, toplumsal ve aile içi iletişimine olan olumsuz yansıması yaşanılan sorunların kaynağı olarak adlandırılmakta­dır. Burada internet içeriklerinin özellikle de sosyal ağların ba­ğımlılık yapıcı etkisi olduğu belirtilmektedir.

Son dönem araştırmalarda sanal ortamların bireylerin sos­yalleşmesinde etkili olduğu belirtilmekte ancak bu sosyalleş­menin gerçek bir sosyalleşmeden öte sanal bir sosyalleşme olduğunun altı çizilmektedir. Türkiye'de akademik anlamda, "bireylerin neden sosyal paylaşım ağlarına üye oldukları" ve buna bağlı olarak "demografik özellikleri ve sosyal paylaşım ağları seçimleri", "sosyal paylaşım ağlarında en çok hangi bö­lümlerin özelliklerini kullandıkları" gibi soruları inceleyen aka­demik çalışmalar, yeni yeni yapılmaya başlanmıştır. Toplumun her kesiminden bireylerin rahatlıkla katılabildiği, görüşlerini yazabildiği sosyal ağlar; erişim kolaylıkları ve bireylerin kişilera- rası ilişkilerini yönlendirmede etkinlikleri kadar aile ilişkilerinde de belirleyici olmaktadırlar.

Bir iletişim aracı olan internetin, bağımlık yaratması nede­niyle aileleri iletişimsizliğe iten bir araca dönüştüğü araştırma­cılar tarafından sıklıkla belirtilmiştir. Özellikle gerçek mekânla­rın yerini alan sanal mekânlar, gerçek çevrelerin yerini alan sanal çevreler, gerçek sosyal ilişkilerin yerini alan sosyal ağlar üzerindeki ilişkilerin boşanmalarda da etkili olduğu görülmek­tedir. Yeni arkadaşlar, yeni çevre ve eski arkadaşları buluşturan sosyal paylaşım ağlarının aile içindeki sorunların daha da bü­yümesine neden olduğu, teknoloji bağımlılığı nedeniyle eşlerin de aileye olan sorumluluklarını yerine getirmemeye başladıkla­rı uzmanlar tarafından ifade edilmektedir (www.millyet.com.tr, 2012).

Uzmanlar aile bireylerinin bile artık birbirleriyle konu­şamadıklarını, ebeveynlerin televizyon veya internet başında vakit geçirirlerken; çocuklarını da yine televizyon ve bilgisayar­lar başına terk ettiklerini ifade etmektedirler. Günümüz toplu- munda aile bireylerinin bu nedenlerle birbirlerinden uzaklaşa­rak yabancılaşmaya başladıklarını hatta bu yabancılaşmanın aileleri boşanmaya götüren bir süreç olduğunu da vurgulamak­tadırlar (www.oku.on5yirmi5.com, 2012).

Tahiroğlu ve arkadaşları tarafından 2010 yılında yapılan ça­lışma gençlerin internet ve sosyal paylaşım ağlarından nasıl etkilendikleri sorusunu sorgulamaktadır. Çocukların ve gençle­rin interneti kullanma nedenleri ile bağımlılık dereceleri ara­sında ilişki olduğunu belirten çalışma, özellikle çevrimiçi oyun­ların ve internet gevezeliği adı verilen sitelerin internet bağım­lılığını arttığı sonucunu ortaya çıkarmıştır (Tahiroğlu, Çelik, Bahalı, & Avcı, 2010, s. 25). Bu bağımlılık çocukların ailelerin­den uzaklaşmalarına, vakitlerinin büyük çoğunluğunu sanal alemde veya sanal dünyadaki arkadaşlarıyla geçirmelerine neden olmakla birlikte çocukların / gençlerin topluma yabancı­laşmasına da sebep olmaktadır.

Sosyal paylaşım ağları bireyin kendisini özgür bir şekilde ifa­de etmesine imkân sağlamaktadır. Bunun yanı sıra sosyal pay­laşım ağları bireyin sosyal bir ilişki kurmasına veya bu ilişkileri sürdürmesine olanak sağlamaktadırlar (Dilmen & Öğüt, 2010). Ancak bu iletişim aile fertlerinin birbiri arasında değil de; sosyal ağlar üzerindeki iletişimine dönüştüğü zaman hem aile saadetini tehdit etmekte hem de aile üyelerini birbirlerine karşı ya- bancılaştırmaktadır.

Bu bağımlılık ve yabancılaşma bazen anne ile çocuk arasına bile girebilmektedir. Sosyal paylaşım ağlarının sunduğu eğlen­celi içeriklerin ve çevrimiçi oyun oynama hizmetlerinin bağımlı­lık yaptığının en güzel örneklerinden bir tanesi de ABD'de FarmVille oynarken ağladığı için çocuğunu camdan atan anne örneği ile görülmektedir. Anne, Farmville oynarken sürekli ağlayarak ilgi isteyen çocuğunu, oyunla olan ilişkisini kestiği ve bu yüzden oyundaki görevlerini yerine getiremediği için cam­dan atarak ikinci dereceden cinayetle tutuklanmıştır (Martinez, 2010).

SONUÇ

Medyanın gücü, her zaman her yerde kullanıcısını yakalayıp istediği mesajı verebilmesinden gelmektedir. Diğer bir deyişle medya bireylerin dünya görüşünü, tutum ve davranışlarını etkilemekte ve belirli bir yönde değiştirmektedir. Medya en başından beri söylediğimiz gibi aile üzerinde tek başına bir etken olmamıştır. Modernleşme, ekonomik kaygılar ve teknik gelişmelerin katkısı da yadsınamaz. Ancak medyanın; iktidarla­rı, ülkeler arası ilişkileri, toplumsal olayları yönlendirmesinden aile kurumu da nasibini almaktadır. Yakın bir zamana kadar insanın kendisini güvende hissettiği, yalnızlıktan kurtulduğu, sevgisini, üzüntüsünü paylaştığı, gündelik hayatın koşuşturma­sından uzaklaşıp huzura erdiği yer ailesi iken, bunun yerini sos­yal paylaşım ağları ve dizilerdeki sahte yaşamlar almıştır.

Med­ya içerikleri ile sunulan sanal bilinç yapısı ve tekdüze yaşam biçimi aileleri geleneksel yapılarından kopararak farklı bir yapı­lanmaya zorlamaktadır. Aile içi şiddetin, her toplumda yaşan­dığı dünyada, televizyon yayınları ile adeta bu durum onayla- tılmaktadır. Medya ve kitle iletişim araçları aslında iletişimi kolaylaştırmaları gerekirken, aile içinde iletişimsizliğe neden olmaktadırlar. Medya boşanmaların artmasında, aile içi şiddetin kanıksanmasında, çocukların şiddete olan eğilimlerinde, aile içi sohbetlerin ne olacağında; kısacası her konuda etkili ve be­lirleyici bir rol üstlenmektedir.

Bunların yanı sıra aile içinde aradıkları huzuru ve yakınlaş­mayı bulamayan gençler sosyal paylaşım ağlarında ve sanal mekânlarda kendilerine yardımcı olacak, en azından fikirlerini dinleyecek bireyler aramaya başlamaktadırlar. Anne, baba veya kardeşin yapamadığı / yapmadığı bu görevi yapacak kişileri arama yoluna gitmekteler ve internette geçirdikleri zaman artmaktadır. Bu da bireylerin küçük yaşlarda büyük hatalar yapmalarına olanak sağlamaktadır. Ancak aile içindeki iletişim­leri iyi olan bireyler ise, sadece ihtiyaç duyduklarında internete yönelmekte ve bilgi arama, ödev yapma, paylaşımda bulunma vb. gibi kısa süreli işler için internete girmektedirler. Aile içinde iletişimleri iyi olmayan çocuklar / gençler için internet "amaç" iken, aile içi iletişimleri iyi olanlar için bir "araç" olarak nitelen­dirilmektedir (Bayraktutan, 2005, s. 152-153).

Belli işlevleri yerine getirmek üzere bir araya gelmiş, arala­rında belirli bağ ve etkileşim olan kişiler topluluğu olarak ta­nımlanan aile, içinde bulunduğu etkileşimi gerçekleştirmek için özellikle psiko-sosyal açıdan da kitle iletişim araçlarını kullan­maktadır. Kitle iletişim araçları aile içindeki bireylerin sağlıklı iletişimini sağlayan bu etkileşimi olumsuz etkilediğinde ise gü­nümüzün en önemli sorunlarından birisi olan kültürel değerleri ve insani erdemleri yozlaştıran durum ortaya çıkmaktadır.

Da­ha farklı bir deyişle kitle iletişim araçları bireylerin algı düzeyini değiştirmektedir. Sonuçta medya aile içi iletişimi etkilediği gibi aynı zamanda bireylerin zihinlerinde farklı bir imaj oluşturma gücüyle toplumsal bozulmanın başlıca nedeni olmaktadır. Bu­nun önüne geçebilmek içinse; aile içindeki bireylerin birbirleriy- le iletişime geçmeleri, birbirlerine vakit ayırmaları önem arz etmektedir. Bireyler sosyalleşmenin en önemli basamağı olan ailede sosyalleşme pratiklerini öğrenerek bunu gerçek dünyada uygulayabilme yetilerini kazanabilmelidir. Burada da en önemli sorumluluk anne ve babaya düşmektedir.

Bu nedenle ebeveynler teknolojik gelişmeleri yakinen takip etmekle kalmayıp onlardan gelecek tehditlere karşı aile birey­lerini koruyabilecek önlemleri de almaya çalışmalıdırlar. Ancak bunu yaparken de aileleriyle ilgilenmeli günün belli saatleri birbirilerine vakit ayırmalıdırlar.

Yazan:Yrd.Doç.Dr.Enderhan Karakoç-Öğr.Gör.Onur Taydaş

Kaynak:Sosyal Medya Araştırmaları 1,Çizgi Yayınları(2013),syf:207-224

Editörler:Doç.Dr.Ali Büyükaslan - Yrd.Doç.Dr.Ali Murat Kınık



Kaynakça

Albukrek, İ. (2013). Çocuklar Televizyonu Seviyor Ama. 06 27, 2013 tarihinde www.ekipnomarazon.com:http://www.ekipnormarazon.com/ makaleler/9-tv-ve-cocuk/39-cocuklar-televizyonu-cok-seviyor- ama adresinden alındı.

Ankara İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Derneği. (2010). Toplumsal Cinsiyet - Yoksulluk İlişkisi: Değien Aile İçi Dinamikler Üzerinden Bir Oku­ma. Ankara: Ankara İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Derneği.

Batmaz, V., & Aksoy, A. (1995). Türkiye'de Televizyon ve Aile (Elektronik Hane). Ankara: Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı.

Baudrillard, J. (2006). Kusursuz Cinayet. (N. Sevil, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Ya­yınları.

Bayraktutan, F. (2005). Aile İçi İlişkiler Açısından İnternet Kullanımı. İstanbul: Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Yapı - Sosyal Değişme Bilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Beaumont, C. (2008, November 27). Mumbai attacks: Twitter and Flickr used to break news. Temmuz 10,2013 tarihinde www.telegraph.co.uk: http://www. telegraph.co. uk/news/worldnews/asia/india/353064 O/Mumbai-attacks-Twitter-and-Flickr-used-to-break-news- Bombay-lndia.html adresinden alındı.

Bulut, I. (1993). Ruh Hastalığının Aile İşlevlerine Etkisi. Ankara: Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Yayınları.

Dağlı, T. (13, Haziran 2013). Seçim İran'ı Bir Kez Daha karıştırır mı? Tem­muz 2013,10 tarihinde www.haber7.com: http://www.haber7. com/yazarlar/taha-dagli/1038013-secim-irani-bir-kez-daha-karistirir-mi adresinden alındı.

Dilmen, N. E., & Öğüt, S. (2010). Sosyalleşmenin Yeni Yüzü: Sosyal Paylaşım Ağları. Yeni İletişim Ortamları ve Etkileşim Uluslararası Konferansı (s. 237-242). İstanbul: Marmara Üniversitesi.

Edosomwan, S., Prakasan, S. K., Kouame, D., Watson, J., & Seymour, T.(2011). The History of Social Media and its Impact on Business. The Journal of Applied Management and Entrepreneurship,
16(3), 79-91.

en.wikipedia.org. (2013, May 27). 2009 Moldova civil unrest. Temmuz 10, 2013 tarihinde http://en.wikipedia.org: http://en.wikipedia. org/wiki/2009_Moldova_civil_unrest adre-sinden alındı.

Görentaş, Z. G. (2007). Türkiye'de Köyden Kente Göçün Siyasal Yansımaları -I. 06 25, 2013 tarihinde akbulutkoyu.blogcu.com:http://akbulutkoyu.blogcu.com/turk\ye-de-koyden-kente-gocun- siyasal-yansimalari-i/1372404 adresinden alındı.

Günay, D. (2002). Sanayi ve Sanayi Tarihi. Mimar ve Mühendis Dergisi[31), 8- 14.

Hartshon, S. (2010, Mayıs 4). 5 Differences Between Social Media and Social Networking. 06 2013,10 tarihinde http://socialmediatoday.com: http://socialmediatoday.com/index.php?q=SMC/194754 adre­sinden alındı.
http://nonprofitorgs.wordpress.com. (2010,01 2010). Web 1.0, Web 2.0 and Web 3.0 Simplified for Nonprofits. 06 10, 2013 tarihinde http://nonprofitorgs.wordpress.com:

http://nonprofitorgs.wordpress.com/2010/01/28/web-l-0-web- 2-0-and-web-3-0-simplrfied-for-nonprofits/ adresinden alındı.
http://www.dinkulturudefteri.com. (2013, Haziran 06). Sosyal Medya, Blog,
Mikro Blog, Sosyal Ağlar ve Sosyal İmleme. Temmuz 10, 2013 ta­rihinde www.dinkulturudefteri.com:

http://www.dinkulturudefteri.com/bilisim/index_dosyalar/sosyal
%20medya%20bro%C5%9F%C3%BCr.pdf adresinden alındı.

Kuzuloğlu, S. (2013, Mayıs 05). Sosyal medya belası. Temmuz 10, 2013 tari­hinde www.rakidal.com.tr:http://www.radikal.com.tr/yazar- lar/m_serdar_kuzuloglu/sosyal_ medya_belasi-l136299 adresin­den alındı.

Martinez, E. (2010, October 28). FarmVille Playing Mom Admits She Killed Infant Who Interrupted Facebook Game. 06 2013, 28 tarihinde www.cbsnews.com:http://www.cbsnews.com/8301- 504083_162-20021079-504083.html adresinden alındı.

Özamaç, Y. (2010, Kasım). Çocuk Oyunları Olimpiyatları. Eğitim ve Gençlik(14),22-23

Sökmensüer, Y. (2008,12 14). Anketli Varoş Projeksiyonu. Hürriyet.

Suğur, S., & Suğur, N. (2005). Geleneksel Toplumdan Modern Topluma Geçiş Eskişehir, Türkiye: Anadolu Üniversitesi Yayınlar.

Tahiroğlu, A. Y., Çelik, G. G., Bahalı, K., 8ı Avcı, A. (2010). Medyanın Çocuk ve Gençler Üzerine Olumsuz Etkileri; Şiddet Eğilimi ve Internet Ba­ğımlılığı. New/Yeni Symposium Journal, 48(1), 19-31.

Terkan, B. (1999). Kadının Toplumsallaşmasında Yazılı Basının Rolü ve Yazılı Basında Kadın İmajı. Konya: Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

www.memurlar.net. (2010, Ekim 18). Televizyon dizilerindeki lüks hayat boşanmaları tetikliyor. Haziran 19, 2013 tarihinde www.memurlar.net: http://www.memurlar.net/haber/179356/ adresinden alındı.

www.millyet.com.tr. (2012, Mart 07). Boşanmaların En Popüler Sebebi Fa- cebook. Haziran 2013, 23 tarihinde www.milliyet.com.tr: http://kadin.milliyet.com.tr/bosanmalarin-en-populer-sebebi- facebook/ask-
iliskiler/haberdetay/07.03.2012/1331414/default.htm adresin­den alındı.

www.oku.on5yirmi5.com. (2012, Aralık 16). Araştırmalar, en ciddi boşanma sebebinin internet olduğunu gösteriyor. 10 çiften 7'si internet yü­zünden boşanıyor. Haziran 25, 2013 tarihinde www.oku.on5yirmi5.com:http://oku.on5yirmi5.com/haber/aile /iliskiler/28068/en-ciddi-bosanma-sebebi-internet.html adresin­den alındı.

Devamını Oku »

Postmodern Dönemde Medya



Postmodern toplum, farklı niteliklerle öne çıksa da tüketim olgusunun odakta olduğu bir toplum olarak tanımlanabilir. Küre­selleşmenin doruk noktasına ulaştığı ve yerelliğin de buna bağlı ola­rak Ön plana çıkağı bu dönemin düşünsel olarak ayırt edici özelliği, modernitenin ve tabiî olarak araçsal aklın ve Aydınlanmanın dört bir yandan eleştiriye tabi tutulması ve kültür endüstrine mahkûm homojen toplum tipolojisinin reddedilmesidir. Modernliğin ileri bir biçimi olduğundan söz eden düşünürler olsa da, postmoderniteyle modernitenin temel referansı olan Aydınlanma düşünce­sinden bir kopuş kastedilmektedir. Sarup un deyişiyle, “Postmodernizm, modernizmin devamı olan bir süreklilikten çok modernizmin yerleşik biçimlerine bir karşıtlıktır?(39)

Bu nedenle Habermas da, Aydınlanma ve modernliğin geti­rilerine, nesnel bilim ve evrensel ahlâka muhalefet eden ve kökleri Nietzsche, Heidegger ve Bataille’de yatan -başta Foucault, Lyotard, Baudrillard ve Derrida olmak üzere- postmodernist olarak anılan isimleri(40) yeni-muhafazakâr olarak vasfedip eleştirmekte­dir. Habermas’ın eleştirisinin yoğunlaşağı noktalarsa; postmodernistlerin Aydınlanma çizgisindeki bilim-sanat-din-felsefe ay­rımını yok saymaları, mantığın ve sözün hiyerarşik üstünlüğü yerine retorik ve yazıyı öne almaları, öznelcilik ve görececilik yan­lısı olmalarıdır.(41) Bu eleştirilerin kaynağı, postmodernistlerin te­mel söylemlerinin amaçların yerini araçların alması söylemidir ki bundan kasıt, doğruluktan işlerliğe kayma ve dikkatlerin eylemin amaçlarından eylemin araçlarına çevrilmesidir.

“Bilimin amacı artık doğruluk değil işlerlik artırımıdır -yani, ku­rulabilecek en iyi girdi çıktı dengesi. Bilim adamları, teknisyenler ve araç gereçler doğruluğu bulmak adına değil, iktidarı büyütmek adına satın alınırlar. Günümüzde sorulan soru artık “doğru mu?” sorusu değil, “ne işe yarar?” sorusudur. Bilginin ticarileşmesi bağ­lamında bu soru daha çok “satılabilir mi?”, iktidarın büyümesi sü­recinde ise “etkili mi?” sorusuna karşılık gelmektedir.”(42)

Bu yeni süreçte, işlerliğin artırımına dönük biçimlenmede piyasa metaın kullanım değerini de ortadan kaldırmış ve böylece yararlılığın yerine gösterge işlevi geçmiştir. Artık pazardan temin edilen mal, belli bir ihtiyaca yönelik olmaktan ziyade kullanım değerinin ötesinde simgesel anlamlarından dolayı imrenilen, sa­hip olunmak istenen, alınan ve tüketilen göstergelerden ibarettir.(43) Bütünüyle postmodern bir kültür olan tüketim kültürüne eleştirel yaklaşan Baudrillard'ın vurguladığı gibi tüketimcilikte arzu edilen şey, tüketilen gerçek nesneler değildir. Gerçek nesneler, arzuların yerine konan şeylerden ibarettir. Doyurulması gereken arzular bi­yolojik olmaktan çok simgesel arzulardır. Bu kültürde, geleneksel ayrılıklar çökmekte, çokkültürlülük onaylanmakta ve popülarite ve farklılık göklere çıkarılmaktadır.(44)

Sanayi sonrası toplumunda sıkça görülen esnek üretim mo­delleri, üretim ve tüketimdeki standardizasyonun ortadan kalkması gibi yeni biçemler, bu kültürle beraber postmoderniteyle yoğunlaşan belirsizlik vurgusunun endüstriye doğrudan etkisi olmakla birlikte üretimde önceliğin artık bilgide olduğu görülür. Einstein'in rölati­vite teorileriyle bilimsel paradigma kayması yaşanırken endüstriler artık hammadde ve emeğin üretim sürecindeki ağırlığını büyük öl­çüde yok ederek bilginin önemini ön plana çıkartmışlardır. Bilgi üretimin esas gücü olmuştur. Fabrikalarda çalışanların ve tarım iş­çilerinin sayısı azalırken teknik bilgi sahibi, profesyonel ve beyaz yakalı işçi sayısında bir artış gözlemlenmeye başlamıştır.(45)

Çalışma hayatıyla birlikte değişen toplumsal yaşam başta de­ğerler dünyası olmak üzere, bireylerin ve toplumların tüm anlam­landırma biçim ve süreçlerini de baştan aşağıya yenilemiştir. Böylece ortaya çıkan bu yeni toplum tipini çeşidi düşünürler gösteri toplumu, tüketim yoluyla denetim altında tutulan bürokrasi top­lumu, sanayi sonrası toplum gibi çeşidi adlandırmalarla nitelemiş­lerse de toplumun en başat tarafına yönelik adlandırmaya başvu­rursak medya ya da bilgi toplumu nitelemesi daha uygun olur. Nitekim Giddens'in dediği gibi, “postmodern dünya, üzerinde med­yanın egemen olduğu ve bizi geçmişimizin dışına çıkaran (...) iler­leme düşüncesin anlamının kalmadığı''(46) bir dünyadır.

Medyanın egemenliğindeki söz konusu kökten değişimin te­mel aracı olması bağlamında toplumun bilgi/enformasyonla nite­lenmesi mümkündür. Neticede sanayi toplumu nitelemesindeki başat öğenin sanayi devrimi olması gibi bilgisayarların hayatın her alanına yoğun bir şekilde girişi, iletişimin ve dolaşan enformasyo­nun artışı, dünyanın her tarafından bilgi alma imkânının insana sağladıkları göz önüne alınarak elektronik devrimiyle de enformas­yon toplumuna geçilmekte olduğu ileri sürülebilir.(47) Bu dönemde kitle iletişim araçlarının ve yani medyanın egemenliğinden bahse­dilme olanağı yaratan en büyük fonksiyonu, medyanın sahip ol­duğu araçlar vasıtasıyla geniş kitlelerin dünyayı anlamlandırmaları için gerekli olan her türlü anlam ve bilgiyi yeniden üretmesidir.

Bu kapsamda medya, bir bütünleşme aracı olan toplumsallaşmaya da hizmet eder: Toplumsallaşmanın, toplumun mevcut değer ve norm­larının bireye öğretilmesi ve bireyin öğrendikleriyle duruma, rolüne ve statüsüne göre davranması olduğu düşünülürse tek tek tüm bi­reylerin toplumsal varlığı üzerindeki tesiri daha anlaşılır olacaktır. Kızılçelik’in ifâdesiyle “sosyalizasyon ajanı” işlevi de gören medya­nın, toplumun yaşama biçimine işaret eden kültür üzerindeki etkisi de aynı ölçüdedir: Her türden toplumsal değer, norm, örf, adet, gelenek, görenek, ahlâk, inanış ve toplumu özgünce var eden tüm semboller medyanın etkisine ve hatta baskısına maruzdur.

Aslan’a göre çoğu ampirik nitelikli olan araştırmaların bul­gularına göre bu hâliyle medya, toplumsal durum belirlemede ve gerçekliği şekillendirmede çok etkin bir role ve güce de sahiptir. Doğal olarak bu etkiler, egemen durumda olan ve medyanın sa­hibi olan kişi ya da kesimlerin belirlemeleri doğrultusunda ger­çekleşmektedir.

“Düzmece ya da propaganda amaçlı olaylar (psudo-events) veya “suni gündem" betimlemesinde de açıklıkla ifade edildiği gibi medya, olayları ve gerçekleri az ya da çok, kendi bakış açısı doğrul­tusunda çarpıtır."(48)

Medyanın sahipliği meselesinde en kritik husus medyanın aynı zamanda çok büyük bir ekonomik sektöre dönüşmüş olma­sıdır. Medya, az maliyet ve kâr maksimizasyonu mantığıyla çalışan şirketlerin yer aldığı bir endüstrinin bütünüdür de. Medya bu an­lamıyla demokrasiler için dördüncü kuvvet olarak vasfedilmek bir yana dursun Chomsky’nin belirttiği gibi halkın gerçek sorunlarım değil, egemenlerin ele almak istedikleri sorunları gündemine taşır: Büyük şirketlerin Amerikan medyası ve küresel medya üzerindeki egemenliği sayesinde Soğuk Savaş süresince Sovyetler Birliğine yönelik korku iklimin yaratılması ve 1991den sonra küresel terörızm gibi yeni korkular yaratarak demokrasi gibi gerçek sorunların tartışılmasını engellediği düşünülür.

Baudrillard’ın da vurguladığı gibi, günümüzde iletişimin gücü sayesinde “kamusal uzam bir gösteri olmaktan çıkarken, özel uzam da bir sır olmaktan çıkmaktadır. Artık gerçek diye nitelenen, dün­yayla kurulan bağlantı değil televizyon ekranlarından verilendir : Te­levizyon dünyadır.''(49) Böylece gerçekle gerçek olmayan arasındaki fark da postmoderniteye uygun olarak giderek belirsizleşmektedir. Nitekim postmodernist sanatın en çok vurgu yaptığı temalardan birisi olan oyun, gerçekle gerçek olmayan arasındaki yer değişimi, üstkurmaca, rastlantısallık gibi belirsizlik durumları günlük haya­tın da etkili bir parçası hâline gelmiştir.

Sosyal medya olgusu, postmodernitenin bu durumunun en aşikâr ifadelerinden biridir, insanlar artık artan bir şekilde alışveriş­lerini internetten yapmakta, giysileri denemeden, parfümleri kok­lamadan, sebze-meyveyi dokunmadan almaktadırlar. Buna ilaveten maddesel tüketimin ötesinde; arkadaşlık, sohbet etmek gibi çeşitli aktivitelerde fazla emek verilmeden, kolay ve hızlı bir şekilde ya­pılabilmektedir. Gerçekle gerçek olmayanın (sanal), modelle ger­çeğin birbirine karıştığı bu dünya, Baudrillard’ın “hiper-gerçek dünyacıdır: “Habersizsiniz, toplumsal sizsiniz, olay sîzsiniz..? Baudrillard, konuyu kısmen başka bir düzlemde ele almışsa da ‘Yeni Medya’ ile işaret ettiği alan, bugün bir düzen hâlinde ortada dur­maktadır. Ki bu düzende “her birey başlı başına bir medya kanalı olmuştur adeta. Bireylerin, kaç takipçisi olduğu, ürettiği içeriklerin ne kadar paylaşıldığı gibi verilerin ölçümünü yapan (...) birçok site (bile) vardır.''(50)

1970’lerden itibaren hayata geçen ve 1990’lardan sonra hız­lanarak öne çıkan internet kullanımı, farklı tür ve İçeriğe sahip web sitelerinin ortaya çıkmasıyla yaygınlaşmış ve giderek artarken,kitle iletişim araçları içinde onu özel bir yere doğru taşımaya başla­mıştır. Özellikle 2000'li yıllarda cep telefonlarının da erişim sağla­ması ve sosyal medya patlamasıyla kullanıcı sayısı doruk noktasına ulaşmıştır.(51) Haber siteleri, bloglar, sosyal ağlar, etkinlik yayıncılığı, wikiler, sosyal etiketleme siteleri, video ve fotoğraf paylaşım site­leri, yorumlar gibi yaygın türlere sahip sosyal medya, kullanıcıla­rın kendi ürettiği İçeriği yayınladığı ve paylaştığı her türlü internet tabanlı platformun genel adıdır. Bilgi ve haber aktarımı niteliğin­den ötürü kitle iletişim aracıdır, yani medyaya dâhildir. Geleneksel medyadan en büyük farkı çok taraflı olması, karşılıklı bir iletişimin söz konusu olmasıdır. Bununla birlikte etkileşimselliği nedeniyle kullanıcıya dayanan üretimin sürekli güncellenme olanağı vardır. Medyaya göre en büyük avantajlarıysa hızlılık ve kullanışlılıktır. Kişilerin birbirleriyle, kurumların kişilerle doğrudan iletişim ku­rabildiği ve geri dönüş alabildiği bir platformdur.

Medya araçlarının sosyalleşmesi demek olduğu kadar toplu­mun da medyatikleşmesi anlamlarını barındıran sosyal medyanın son dönemde adından sıklıkla bahsedilme sebebiyse siyasal ve sos­yal olaylar üzerindeki tesiridir. Amerikan başkanlık seçimlerinde Obama'nın sosyal medyadan yoğun bir şekilde istifade etmesi, hü­kümetler tarafından gizlenmiş bir takım belgelerin Wikileaks ile duyurulması, çeşitli siyasal/tarihî sorunlar için imza kampanyaları düzenlenmesi, hakkında toplatma karan çıkan bir kitabın paylaşıl­masıyla beraber internet üzerinden on binlerce kişi tarafından erişil­mesi ve bazı Arap ülkelerinde çıkan iç karışıklıklarda sosyal medya üzerinden örgütlenme ve propaganda yapılması bu anlamda en çok öne çıkan örneklerdir.

Bu tür örnekler sosyal medyanın birey, toplumsal yapı, toplumsal ilişkiler ve toplumsal değişme üzerinde oldukça etkin bir araç olarak kullanılabileceğini ve kullanılmakta olduğunu göstermek açısından ilginçtir. Aynı zamanda bilgi toplumuna geçişle birlikte başladığı değerlendirilen bu dönüşüm ça­ğında toplumsal olanın ve sosyolojinin anlamı üstüne de bazı dik­kat çeken hususları göz önüne getirmektedir. İnternet kullanımın yaygınlaşmasına koşut olarak sermaye ve ticaretin daha hızlı kü­reselleşmesiyle birlikte yerel olanın değer kazanması, hegemonya­nın tasfiyesi konusunda umutlar üretmesiyle birlikte kitle-iktidar ilişkilerinde kitlelerin aleyhine bir gelişim göstermesi, toplumun bilgilenme sürecinde yarattığı yapısal değişimle birlikte geniş manipülasyon olanaklarına sahip olması, dünyanın postmodern sü­reçteki bu çok kutupluluğunda sosyal medya ve internetin kendi içinde çelişkiler de barındıran bazı sonuçlarıdır.

Alper Gürkan - Dünyevi Aklın Buhranı,syf:186-192

Dipnotlar:

39 (a.g.e.: 206)

40 Postmodern etiketi kullanılsa da bu isimler bunu kabul etmemişler­dir.

41 Kızılçelik, S. (2000). Frankfurt Okulu. Ankara: Anı Yay., s.202- 206.

42- Sarup, M. (1996). Postyapısalcılık ve Postmodernizm. (Güçlü, A. Çev.) Ankara: Bilim ve Sanat Yay., s. 198-199,

43- Şan, M. K. ve Hira, 1. (2003). Sanayi Sonrası Toplum Kuramları.11,11.2011. www.sosyoloji.sakarya.edu.tr

44- Sanıp, M. (1996). Postyapısalcılık ve Postmodernizm. (Güçlü, A Çev») Ankara: Bilim ve Sanat Yay., s. 237,

45- Lyotard, J. F. (2000). Postmodern Durum, Bilgi Üzerine Bir Rapor. (Çiğdem, A. Çev.) Ankara: Vadi Yay., s. 22.

46- Giddens, A. (2008). Sosyoloji. (Güzel, C. Yay. Haz.) İstanbul: Kır­mızı Yay., s. 152.

47- Şan, M. K. ve Hira, î. (2003). Sanayi Sonrası Toplum Kuramları.11.11.2011. www.sosyoloji.sakarya.edu.tr.

48 Arslan, D.A. (2004). Medyanın Birey, Toplum ve Kültür Üzerine Et­kileri, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 01.11.2011, http://www. ınsanbilimleri.com

49- Sarup, M. (1996). Poslyapısalcılık ve Postmodernizm. (Guçlü, A. Çev„) Ankara: Bilim ve Sanat Yay, s.236.

50-Baudrillard, J.(2010). Simulakrlar ve Simülasyon (5.Basım). (Adanır, O. Çev.), Ankara: Doğubatı Yay, s.53»

51 TÜİK'un 2011 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen “Hane Halkı Bi­lişim Teknolojileri Kullanım Araştırması” sonuçlarına göre, Türkiye genelinde hanelerin %42,9'u internet erişim imkânına sahiptir. Bu oran 2010 yılının aynı ayında % 41,6 idi. (http://www.tuik.gov.tr, 2011)
Devamını Oku »

Bir sosyal medya ilmihaline ihtiyacımız var





Kadim zamanlarla modern zamanlar arasındaki en büyük farklardan biri muhakkak "hız"dır. Günlük yaşantıların, ülke gündeminin, ticaretin ve dünya siyasetinin hızlanmasına kimine göre vesile kimine göre sebep olan teknoloji, bir yandan dünyaya hız katarken bir yandan da kendisi hızla ilerledi. Buharlı makine, seri üretim, petrol kullanımı, atom bombası, seyyare, tayyare derken bugün şaşkın bir halde teknolojiden ziyade piyasadaki teknolojik ürünleri izliyoruz.

Teknolojik ürün deyince aklımıza günlük hayatımıza en fazla sirayet eden, günlük hayatımızda en çok kullandığımız ürünler geliyor: Telefon ve bilgisayar. İnternet ise bu iki cihazın mütemmim cüzü haline geldi. Şunu hatırlatmak gerekir ki hemen hemen tüm teknolojik cihazlar ve icatlar gibi telefonbilgisayar veinternet de askeri çalışmalar sırasında ortaya çıkmıştır, daha sonra günlük kullanıma sunulmuştur. Bu üçlü esasen varoluşlarını savaşlara borçlular. Belki de bu yüzden, yani tabiatları gereği kendi kullanıcılarını düşük yoğunluklu savaşa benzer bir hâle sürüklüyorlar.

Gelin görün ki gerçek savaşın bizde bir fıkhı, yani kurallar manzumesi varken; bu sanal savaşın ve teknolojinin bir fıkhı yok. Çünkü teknolojinin, teknolojik ürünlerin ve sanal dünyanın içtihadını yapamadık, yapamıyoruz, görünen o ki yapmakta da zorlanacağız.

Başlarda iletişim cihazlarının ileti yolları kısıtlıydı. Hızla ilerleyen bilişim bu cihazların teknolojik yönünü geliştirdi. Tabi ki kapitalizmin enstrümanları da bu teknolojiden yeni sermaye alanları yaratmaya çalışıyordu. Başarısız ve kısa süreli denemelerden, bilinçsiz uğraşılardan sonra ortaya istikrarlı, bilinçli, sektör ve platform haline gelen bir alan çıktı: "Sosyal Medya".

Ne yani, şimdi biz ahlâksız mıyız?”

Sosyal medyaya ve ahlâka dair düşüncelerimin su üstüne çıkmasına sosyal medyada tanık olduğum üzücü bir hadise sebep oldu. Bir vakfın mensupları bir paylaşım üzerine yorum yapıyor, farklı düşünceler serdediyorlardı. Herkesin neredeyse kardeş hukukuna sahip olduğu bir arkadaş grubu, muhtemelen kendilerinin de tam olarak anlayamadığı bir sebepten ötürü tartışmaya başladı. Bir ağabeyimizin “keşke sosyal medya ahlakı diye bir dersimiz olsa” yazması ise olayı alevlendirdi. Sosyal medyada jest, mimik, duygu, ses tonu gibi durum ve hareketler muhatap tarafından algılanamadığı için yazılan her şey yanlış anlaşılmaya teşne bir hal alıyor. Bu iyi niyetli ve ciddi cümle, muhataplar tarafından bir iğneleme olarak algılandı ve “ne yani, şimdi biz ahlâksız mıyız?” diye uzayıp giden bir kavgaya dönüştü.

Sosyal medya, iletişimi fonksiyonel kılsa da duyguları ve niyetleri örten bir yapıya sahip. Samimiyeti setreden bir doğası var. Nostalji güzellemeleri yapmak istemem fakat mektup bile duygularımızı daha rahat ifade etmemizi sağlayan bir iletişim yoluymuş, bunu anlayabiliyoruz. Mektuptan daha hızlı ve en az mektup kadar uzun yazabileceğimiz sosyal medya - karakter sayısı mecraya göre değişse de – neden mektup kadar samimi değil? Çünkü sosyal medyanın bizim oluşturmadığımız, kendine has bir ahlâkı, ahlâksızlığı var.



Sosyal medya hızlıdır, uzunluğu kaldırmaz. Bu uzun yazmama durumu genel kullanıcı kitlesi itibariyle “az ama öz”den ziyade “az ve boş” olarak şekilleniyor. Sosyal medya çabuk tüketir, çabuk tükettirir. Yanında, altında “Hz. x” yazan bir söz hemen paylaşılır ve bir daha akla gelmez. Sosyal medya sadece şirketlerin değil, şahısların da reklam yapacağı bir alan olduğu için, reklamınızı iğneleme yolu ile yapmak reklam gelirlerinizi arttırır. Bu yüzden artık arkadaşlar bile birbirine söylenen sözlerden şüphelenmeye başlıyor. Sosyal medya haberi çabucak yayar. Herhangi bir cümle, doğruluğu teyit edilmeyen bir haber, ağzınızdan kaçan bir söz bir anda milyonlar tarafından görülebilir ve paylaşılabilir.

Toplumu gerçek yüzleriyle kandıramayacak insanlar...

Sosyal medyanın hayatımıza soktuğu önemli hususlardan biri de sahte hesaplar. Tanınmış insanların adına açılan hesaplar ile yazılanlar, atılan 'tweetl'er, paylaşılan fotoğraflar vs. tam bir dezenformasyon örneği oluşturuyor. Bu dezenformasyon politikadan tutun da dini hükümlere kadar her alanda yer buluyor. Hatta tesadüfe bakın ki, şu satırları yazdığım sırada meşhur bir akademisyen-şairin adına açılmış bir hesaba denk geldim ve Hz. Aişe Validemiz’e dair çocukların bile güleceği bir hüküm okudum. İşin bir acı tarafı da bu hesapların sahte olduğunu anlamayan kullanıcıların bir hayli kalabalık oluşu. Tıpkı Hz. Aişe’ye dair verilen saçma hükme dair “Allah razı olsun hocam” cevabının yazılması gibi, pek çok kullanıcı bu hesaplardan yazılanlara inanıyor ve bunu gerçekmiş gibi yayıyor.

Geçtiğimiz aylarda Erkan Oğur’un adına açılmış bir sahte hesap ve bu hesaptan atılan tweetler yüzünden Oğur’un bir konseri iptal edildi. Geçtiğimiz senelerdeÖmer Tuğrul İnançer tarafından adına sosyal medya hesapları açanlara ulaşılmaya çalışıldı, bu hesapların kapatılması rica edildi. Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcıneredeyse her ay “Twitter hesabım yok” diye açıklama yapmak zorunda kalıyor. Bazı yazar-çizer, sanatçı ve siyasetçiler sırf bu yüzden kendilerine ait bir hesap açmak zorunda kalıyor. Toplumu gerçek yüzleriyle kandıramayacak insanlar, profil resimlerine adına hesap açtığı kişinin fotoğrafını koyuyor ve ucunun nereye gideceğini bilmediği, belki de bildiği olaylar silsilesini yaratmaya başlıyor.

Yalanlarla insanları manipüle etmek

Sosyal medyanın, fısıltı gazetesinin yazıya bürünmüş halini aldığını söyleyebiliriz. Bu mecra bir dedikodu kazanına dönmüş durumda. Fısıltı gazetesinin ve dedikodunun yanında sönük ve masum kaldığı bir durum var ki o da yalanlar. “Bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” misali, çok gizli bilgiler verdiği izlenimi uyandıran sosyal medya hesapları her türlü tezviratı yapabilmekteler.

Bir müddet önceye kadar araştırmalar neticesinde sosyal medyanın egoyu ve tatminsizliği yükselttiğini söylerken, artık bunları mumla arar hale geldik çünkü egonun belki yalnızca sahibine zararı varken yalan haberlerin, manipülasyonların tüm topluma zararı oluyor. Takipçileri de meraklandıran ve heyecanlandıran bazı haberler, yazılar hem “lâ tecessesü”yü hiçe saymaktalar hem yalan söylemekteler hem de bu yalanlarla insanları manipüle etmekteler.

Sosyal medyada yayılan yalan haberler yüzünden bazı toplumsal olaylarda hararetin arttığını, insanların olaylara katılmaya tahrik edildiğini, hatta olayların bu yüzden büyüdüğünü biliyoruz.

Sosyal medyaya dair bir ilmihalimiz ve fıkıh kitabımız olsa

Yalnızca medyada değil, hayatın her alanında geçerli olacağı üzere, kural olmayan bir alanda kaos oluşur. İşte sosyal medya da kaosun ne kadar vahim boyutlara ulaşabileceğini gördüğümüz bir alan hâline geldi. Tüm bu olumsuzlukları, bozuklukları düzeltmek için belirli, oturmuş bir düzen gerekmektedir. Bilgisayar ve telefonları basit bir iletişim cihazı halinden çıkarıp, kompleks bir iletişim ve medya cihazı haline getirenler ve bunu kullananlar şeytanın geleneksel, nostaljik, eski, yeni, fütüristik, teknolojik gibi takıntılarının olmadığını pek hesaba katmamış olabilir. Fakat şahısların nasıl ki her yerde ve her zamanda bir ahlâka riayet etmesi gerekirse, sosyal medyada da bir ahlâka riayet etmesi gerekir. Çünkü sosyal medyada, bizim günah dediğimiz ve halen ciddiye aldığımız eylemlerin, hâllerin pek çoğu eş zamanlı olarak yaşanmaktadır. Mezkur günahlara bulaşanlar sanal olarak değil, gerçekten günaha girdiklerinin farkına varmalılar.

Bu problemlerin önüne TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı), Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla MücadeleŞubesi gibi kurumların geçeceğini söyleyemeyiz elbette. Bunlar ancak suçu işleyeni tespit edip suçu durdurur ve cezai müeyyide gerektiren durumlarda savcılıkla işbirliği yapar. Yani fıkhın, içtihadın ceza bahsini öyle veya böyle halletmiş olurlar.

Fakat biliyoruz ki fıkıhta ceza adaleti sağlasa ve caydırıcı olsa da, ceza gerektiren işlemi yapmamak-yaptırmamak için belirli bir ahlâk tertibi vardır ailede-çevrede-toplumda. Bu yüzden sosyal medyanın içtihadını yapacak ve bunu yaygınlaştıracak, buna riayet edecek kullanıcılara ihtiyacımız var. “Mevcut fıkhı, bırak sosyal medyayı sosyal hayatta uygulayamıyoruz” diye temel bir tepki, ya da “Henüz kitle medyasına dair yerleşmiş ve istikrarlı bir kurallar bütünü oluşturamadık ki sıra ona gelsin” gibi bir tepki gayet yerinde olur. Zaten böyle bir girişimin zor olduğunu biliyoruz ama zararın neresinden dönersek kârdır.

Bütünden ziyade parçayla uğraşmak daha kolay olabilir. Keşke şu önümüzde duran, bas bas bağıran, güncelliği taptaze olan ve halen “yeni” sayıldığı için kaosa açık olduğu kadar nizama da açık olan sosyal medyaya dair bir ilmihalimiz ve fıkıh kitabımız olsa...



Muhammed Özbey yazdı

Aldığım yer:http://www.dunyabizim.com/polemik/18702/bir-sosyal-medya-ilmihaline-ihtiyacimiz-var

Devamını Oku »

Sosyal Medya Bağımlılığı



Internet teknolojisi her türlü bilginin, verinin, sayısal içeriğin paylaşılmasına imkân veren kapsamlı bir iletişim ortamdır. Bireyler internet üzerinden haberleşebildikleri gibi sosyal pay­laşım ağları aracılığıyla taleplerini, duygu ve düşüncelerini akta­rabilmekte; çeşitli gruplara üye olarak karşılıklı bir şekilde oyun oynayabilmektedirler. Ancak sürekli olarak sosyal ağlarda yer almak isteyen ve zamanının çoğunu sanal ortamda geçiren bireyleri bekleyen en büyük tehlike ise sosyal medya bağımlılı­ğıdır. Sosyal medya bağımlılığına değinmeden önce "bağımlılık" konusuna açıklık getirmek gerekmektedir.

5.1. Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık üzerine farklı tanımlamalar yapabilmek mümkün­dür. Türk Dil Kurumu'na göre "bağımlı"; "başka bir şeyin iste­mine, gücüne veya yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabi" ve "bir kimseye veya şeye maddi veya manevi yönden aşırı bağlı olan" gibi anlamlara gelmektedir. Bağımlılık ise; "bağımlı olma durumu, tabiiyet" durumunu ifade etmek­tedir. (http://www.tdk.gov.tr, 2013) "Bir madde ya da davranı­şı kullanmayı bırakamama veya kontrol edememe" şeklinde de tanımlanan bağımlılık kavramı uluslararası literatürde "depen­dence" ve "addiction" kelimelerine karşılık gelmektedir. (Günüç, Kayri, 2010: 220) Bağımlılık kavramı genellikle alkol, uyuş­turucu, sigara gibi maddelere yönelik aşırı istek olarak düşü­nülmektedir. Fakat bu kavram aşırı bir biçimde sergilenen dav­ranışlar için de kullanılmaktadır.

Bağımlılığın temel olarak iki kolu bulunmaktadır. Bu kollar­dan ilki madde bağımlılığı, diğeri ise davranışsal bağımlılıktır. Kullanıldığında bireylerin fiziksel, zihinsel, biyolojik yapısına zarar veren, değişik yollarla alınan ve beyinsel işlevlerde deği­şim yaratan alkol, esrar, eroin, kokain gibi reçete ile verilmeyen maddeleri sürekli olarak alma arzusu madde bağımlılığı olarak ifade edilmektedir. (Ceyhun v.d., 2001:87) Davranışsal bağımlı­lık ise belirli bir davranışın düzenli bir şekilde sürekli sergilen­mesi neticesinde bireyin psikolojik, bedensel ve toplumsal yapı dahilinde dengesini kaybetmesi, düzeninin bozulması ve çev­reden giderek kopmasına neden olan durumdur. Davranışsal bağımlılık sonucunda birey çevresi ve toplumla düzenli bir şe­kilde iletişim kuramamaktadır. (Karaman, Kurtoğlu, 2009: 641) Davranışsal bağımlılıklar kesinlikle kimyasal bir özelliğe sahip değildir. Olumsuz sonuçlarına rağmen birey kendisini çoğu zaman kontrol edememekte ve sürekli olarak yoğun bir şekilde arzuladığı eylemi gerçekleştirmek istemektedir. Bağımlılıklar bireyin hayatına müdahale edebilmektedir.

5.2. Sanal Dünyaya Karşı Oluşan Yoğun İlginin Nedenleri ve İnternet Bağımlılığı

Sanal ortam, her türlü bilgiye kısa sürede ulaşmayı sağlayan yepyeni bir dünya oluşturmuştur. İletişim çağının olmazsa ol­mazı durumuna gelen internet, kitle iletişim araçlarının çehre­sini hızlı bir şekilde değiştirmiştir. Bugün internet, her türlü iletişim teknolojisinin temelinde yer almaktadır. Sanal dünya çeşitli faydalar sağladığı gibi birçok olumsuzluğu da beraberin­de getirmektedir. Bireyler sağlıksız ve kontrolsüz bir şekilde sanal ortamda vakit geçirdiklerinden dolayı sosyal ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedirler. (Ceyhan, 2008:109) Bu sorunlara zamanında müdahale edilmediği takdirde önüne geçilmeyecek durumlar meydana gelebilmektedir.

Özellikle gençler sanal dünyaya yoğun ilgi göstermektedir. İnternetin yeni bir teknoloji olması ve gençlerin bilgisayarlarla sürekli etkileşim içerisinde bulunması bu ilginin en temel se­bepleri arasında yer almaktadır. Dursun'un (2004: 5) üniversite gençliğinin internet kullanımına yönelik yaptığı araştırma bu ilginin nedenini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Yapı­lan bu araştırma neticesinde elde edilen bulgular Tablo 4'te görülmektedir.



Çalışma neticesinde katılımcıların daha çok elektronik posta atmak, haber okumak- medyayı izlemek, eğlenmek, müzik dinlemek-resim yapmak ve oyun oynamak gibi nedenlerle in­terneti kullandığı ortaya çıkmıştır. Yine Okay tarafından benzer bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma neticesinde elde edilen bulgular Dursun'un yapmış olduğu araştırmayla benzer­lik göstermektedir. Okay'ın yaptığı araştırmada genel bilgi arama, oyun oynama, sohbet etme, yazılım (program) indirme, gazete / dergi okuma, televizyon, video izleme, müzik dinleme, yarışmalara katılma, bahis oyunlarına iştirak... v.b. gibi neden­lerle bireylerin interneti kullandığı görülmektedir. Çalışmada internet üzerinden kurs alma, e-posta gruplarına ve forumları­na katılma oranlarının düşük olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. (Okay, 2010: 102) Bu noktadan hareketle internetin genel ola­rak iletişim amaçlı kullanıldığını söylemek doğru olacaktır.

İnternetin gelişi güzel bir şekilde kullanılması ve internet karşısında kontrolsüz bir şekilde vakit geçirilmesi internet ba­ğımlılığına neden olmaktadır. İlk kez 1996 yılında Dr. Ivan Goldberg tarafından kullanılan bu kavram 2000Tı yıllara gelin­diğinde patolojik incelemeler neticesinde ruhsal bir sorun ola­rak nitelendirilmiştir. Uluslararası literatürde "internet addic­tion" şeklinde yer alan internet bağımlılığı; aşırı ve problemli internet kullanımını ifade eden bir kavramdır. Sanal dünya üzerine incelemeler yapan araştırmacılar internet bağımlılığını tanımlamak için Amerikan Psikiyatri Birliğinin sınıflandırma sistemi olan DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) kriterlerini kullanmışlardır, internet bağımlı­lığını tanımlamaya çalışan araştırmacılar seks, kumar, alkol bağımlılıklarını da inceleyerek çalışma sahalarını genişletmiş­lerdir. (Günüç, Kayri, 2010: 221) İnternet bağımlılığı; genel olarak internet ortamında sürekli var olmak isteme arzusu ve interneti karşısında kontrolsüz bir şekilde vakit geçirme şeklin­de ifade edilebilmektedir. Kısacası zamanın büyük çoğunluğu­nun internet başında geçirilmesi internet bağımlılığının hem belirtisi hem de nedenidir.

Araştırmacıların bir kısmı internet bağımlılığı kavramını ter­cih etmemekte, bunun yerine problemli internet kullanımı ifadesini kullanmaktadırlar. Dolayısıyla bilimsel çalışmaların bir kısmında internet bağımlılığı; problemli internet kullanımı ola­rak nitelendirilebilmektedir. Davis'e göre internet bağımlılığı (problemli internet kullanımı); uyumsuz düşünce ve patolojik davranışları içeren psikolojik bir durumdur. Kandell da internet bağımlılığına psikolojik bir bakış açısıyla yaklaşarak gençlerin en riskli grupta yer aldığını belirtmiştir. Beard ve Wolf internet bağımlılığını sosyolojik bir olgu olarak nitelendirmiştir. Onlara göre internet bağımlılığı bireyleri gündelik hayattan koparmak­ta ve yaşamayı zorlaştırmaktadır. (Özcan, Buzlu, 2005: 20) Gö­rüldüğü gibi internet bağımlılığı bireyin gerek iç, gerekse de dış dünyasını derinden etkilemekte ve tedavi edilmediği takdirde psikolojik açıdan çeşitli sorunlar yaşanmasına neden olabilmek­tedir.

5.3. Sosyal Medya Bağımlılığına Genel Bakış

Sayısal çağa geçişle birlikte teknolojik olarak çok önemli ge­lişmeler yaşanmaya başlamıştır. Global ağ adı verilen internet insanların birbirleriyle iletişim kurmasını kolaylaştırmış ve sos­yal paylaşım ağlarının oluşmasını sağlamıştır. Teknolojinin bu denli ön planda yer aldığı günümüzde internetin psikolojik etki­leri bireylerin tutum ve davranışlarını değişikliğe uğratmıştır. İnternet bağımlılığı olarak bilinen problemli internet kullanımı sosyal paylaşım ağlarının popüler bir hal almasıyla birlikte sos­yal medya bağımlılığına dönmeye başlamıştır. Bireylerin sosyal paylaşım ağlarında yer alma ve sürekli çevrimiçi olma arzuları­nın altında yatan temel nedenler arasında gündelik hayattan kaçma, arkadaş edinme, sohbet, kimlik gizleme ve oyun- eğlence... v.s. yer almaktadır. (Cabral, 2011: 6)

Sosyal medya insani ilişkilerin değişmesine neden olmuştur. Sanal hediyeler, mesajlar ve oyunlar yüz yüze (sıcak) iletişimin tabiri caizse sonunu getirmiştir. Bulunulan noktadan herhangi bir engelle karşılaşmadan iletişim kurmak bireyleri sosyal med­yaya yöneltmeye başlamıştır. Sosyal paylaşım ağlarına yönelik ilginin üst düzeye ulaşması ise sosyal medya bağımlılığına ne­den olmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı; Facebook, Twitter, MySpace...v.b. ağlarda sıkça vakit geçirme ve sürekli çevrimiçi kalarak dünyada olan bitenden haberdar olma durumunu ifa­de eden bir kavramdır. Bir hastalık ya da psikolojik bir sorun olarak da nitelendirilen sosyal medya bağımlılığı, sosyal ağların aşırı derecede kullanımı şeklinde de tanımlanabilmektedir. Sosyal medya bağımlılığı bireyleri giderek hayattan soğutmakla birlikte özgüven kaybına neden olmaktadır. (Walker, 2013)

Günümüzde internet kullanıcıları Facebook, Twitter, MyS- pace, Google+...v.b. gibi sosyal paylaşım ağlarına yoğun ilgi göstermekte ve bu ağlar aracılığıyla kendilerine özgü profiller oluşturmaktadır. Böylelikle internet ortamından uzaklaşmak daha da zorlaşmaktadır. Mobil araçların internet ve sosyal pay­laşım ağlarına yönelik uygulamaları desteklemesi sosyal medya bağımlılığını tetiklemektedir. Teknoloji üzerine çalışmalarını yürüten Kimberly S. Young bireylerin internete yönelik bağımlı­lıklarını uzun yıllar araştırmış ve bu incelemeler neticesinde çeşitli tanı ölçütleri ortaya koymuştur. Young'un internet ba­ğımlılığı için önerdiği tanı ölçütlerini sosyal medya bağımlılığı için de kullanabilmek mümkündür. Bu ölçütler 8 maddeyle aşağıdaki gibi sıralanmıştır: (Şenormancı v.d., 2010: 261)

  • Sosyal medyada yapılacak olan aktivitelerin planlanması, tasarlanması ve sürekli olarak çevrimiçi olma arzusu,

  • Keyif almak, eğlenmek ve sıkıntıları gidermek için sosyal paylaşım ağlarında bulunma isteği,

  • Sosyal paylaşım ağlarında vakit geçirme ve bulunma süre­lerini istem dışı bir şekilde kontrol edememe,

  • Sosyal paylaşım ağlarında bulunmama, uzak kalma duru­munda bireyin huzursuzluk ve mutsuzluk hissetmesi,

  • Başlangıçta planlanandan daha uzun süre sosyal paylaşım ağlarında vakit geçirme,

  • Gereğinden fazla sosyal paylaşım ağlarında zaman geçirme nedeniyle ailesel, çevresel sorunların yaşanması ve kariyer-eğitim fırsatlarının kaybedilmesi,

  • Sosyal ağlarda bulunabilme adına başkalarına (aile, arka­daş, psikolog...vb.) yalan söylenmesi,

  • Sosyal medyayı huzursuzluklardan kaçma ve olumsuz duygulardan kurtulma amacıyla kullanma.


Sosyal medya bağımlılığının temelinde yalnızlık olgusu yat­maktadır. Peplau ve Perlman; yalnızlığın tek başına olmak an­lamına gelmediğini ifade etmektedir. Onların deyişiyle yalnız­lık; bireyin sahip olduğu sosyal ilişkiler ve ile olmasını arzuladığı sosyal ilişkiler arasındaki farkı algılaması sonucu meydana ge­len ruhsal bir durumdur. Birey bu durumdan hoşnutsuzluk duymaktadır. Aynı zamanda sosyal ilişkiler açısından eksiklik duyan bireylerin en büyük problemi yalnızlıktır. Yalnız olan birey iletişime ihtiyaç duymakta ve sosyal dünyayla iç içe olmak istemektedir. (Batıgün, Hasta, 2010: 214) Yüz yüze ilişkilerde başarılı olamayan, doyumsuzluk, huzursuzluk, stres gibi birçok yaşamsal duyguyu bünyesinde barındıran bireyler için sosyal medya bir kaçış noktasıdır. Yapılan çalışmaların bir kısmında internet ve sosyal medya bağımlısı olan bireylerin aile, arkadaş ve yakın çevreleriyle daha az zaman geçirdikleri ve onlarla kimi zaman önemli iletişim sorunları yaşadıkları görülmektedir.

Toplumsal hayattan sıkılma ve kaçış sosyal medya bağımlılı­ğının bir diğer nedeni olarak görülmektedir. Nitekim bireyler reel hayatlarında tanımadıkları insanlarla iletişim kurabilmekte ve kendilerini farklı kimliklerle ön plana çıkarabilmektedirler. Farklı kimliklere bürünme sosyal medyada görülen en büyük problemler arasında yer almaktadır. İnsanlarla yüz yüze ilişki kuramayan, başkaları tarafından beğenilmeyeceğini düşünen bireyler sosyal medyanın gizleyici dünyasında kendilerini mutlu ve huzurlu hissetmektedirler. Bununla birlikte sosyal medyanın rahat ve özensiz ortamı gösterilen yoğun ilginin bir diğer nede­nidir. (Hazar, 2011: 162) Sosyal medyanın sağlamış olduğu bu rahat ortam bağımlılığı pekiştirmekte ve reel hayatın gidişatına etki etmektedir.

Sosyal medya bağımlılığı bireylerin yaşamış olduğu psikolo­jik sorunları derinleştirebilmektedir. Whang ve arkadaşları yalnızlık ve depresyon gibi bireylerin psikolojisine etki edecek sorunların internet kullanıcılarını sanal dünyaya bağımlı bir hale getirdiğine vurgu yapmaktadır. Yapılan araştırmaların birçoğunda ergenlik çağında olan bireylerin sanal dünyaya da­ha bağımlı olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Eğlence ve iletişim amaçlı internet kullanımı sosyal medya aracılığıyla yaygınlaş­maktadır. (Ceyhan, 2008: 112-113) Facebook çeşitli oyunları bünyesinde barındıran kapsamlı bir sosyal paylaşım ağıdır. Kullanıcıların sosyal paylaşım ağlarında bağımlı olmalarının bir diğer nedeni de çevrimiçi oynanan oyunlardır. Facebook üze­rinden oynanan popüler oyunlar arasında Candy Crush Saga, Farm Ville 2, Texas HoldEm Poker, Diamond Dash ve Coaster- Ville gibi oyunlar yer almaktadır. Bu oyunların varlığı kullanıcı­ları sosyal paylaşım ağlarına bağımlı bir hale getirebilmektedir. Hayattan uzaklaşma, eğlenme ve kafa dinleme gerekçesiyle oynanan bu oyunlarda aynı zamanda rekabet duygusu aşılan­maktadır. Bireylerde aşama kaydederek arkadaşlarını geçme hırsı oluşabilmektedir.

Sosyal paylaşım ağları kullanıcıları uzun süre çevrimiçi tuta­bilmek için farklı hizmet ve uygulamaları kullanıma sunmakta­dır. Böylelikle herhangi bir nedenle sosyal paylaşım ağlarına giriş yapan kişi uygulamaların etkisinde kalarak gereğinden fazla zaman geçirebilmektedir. Sosyal medyanın sunmuş olduğu oyunlar ticari bir meta haline gelmeye başlamıştır. Bu oyun­larda öne geçmek isteyen kullanıcılar kredi kartlarını kullanarak malzeme ya kredi alabilmektedirler. Böylelikle modern birey sanal dünyanın bir parçası haline gelmekte ve bu dünyadan kopamamaktadır. Sosyal medya aynı zamanda tüketim toplumuna da hizmet etmektedir. Tüketimin gösteri amaçlı bir şekil­de gerçekleştirilmesi ise sosyal medya bağımlılığını arttırmak­tadır.


İnternet kullanımı üzerine yapılan araştırmaların büyük ço­ğunluğunda sosyal medyanın popülaritesi ön plana çıkmakta­dır. 2013 yılında Ingiltere'de yapılan bir araştırma neticesinde kullanıcıların %21'i interneti doğrudan sosyal medyaya erişim amaçlı kullandığını ifade etmiştir. İnterneti gezini amaçlı kul­landığını belirten katılımcıların oranı ise %18'dir. Kullanıcıların %14'ü ise interneti temel olarak mesajlaşma, okuma-yazma amaçlı kullandığını beyan etmiştir. (Sakki, 2013) Araştırma sos­yal medyanın günümüzdeki etkisini açık bir şekilde gözler önü­ne sermektedir. Sosyal medya, internetin diğer kullanım amaç­larını bünyesinde barındırmaktadır. Çünkü sosyal medya üze­rinden oyun oynamak, video izlemek, müzik dinlemek ve mesajlaşmak mümkündür. Bu ve buna benzer aktiviteler sosyal medyaya bağımlılığı tetikleyen temel etmenler arasında yer almaktadır.

5.4. Sosyal Medya Bağımlılığının Tedavisine Yönelik Tek­nikler

Sorunlu internet kullanımının bir uzantısı olarak meydana gelen sosyal medya bağımlılığının tedavi edilmesi şarttır. Kaygı bozuklukları, depresyon ve psikolojik sorunları beraberinde getiren sosyal medya bağımlılığının tedavisi esnasında farklı yöntemler kullanılabilmektedir. Bu yöntemler aracılığıyla ba­ğımlılık düzeyini alt seviyelere çekebilmek mümkündür: (Arı- soy, 2009: 61)

  • İnternet kullanımını ters saatlere kaydırmak: Sosyal medya bağımlısı düzenli bir şekilde erişim sağladığı za­man dilimleri dışında sosyal ağlarda vakit geçirirse inter­netin etki düzeyi minimum düzeye indirgenebilmektedir.

  • Sosyal paylaşım ağlarına erişimle ilgili hedefler belirle­mek: Bağımlıların bir anda sosyal paylaşım ağlarından uzak kalması mümkün değildir. Bu nedenle zaman dilim­lerinin planlı bir şekilde azaltılması sosyal medya bağımlısının tedavisinde kullanılacak bir başka önemli yöntem­dir.

  • Dış durdurucular kullanmak: Birey saat ya da herhangi bir alarm kullanarak internette geçirdiği zaman dilimini kontrol altına alabilmektedir. Alarm erişim süresinin dol­duğunu bireye hatırlatacaktır.

  • Hatırlatıcı kartlar kullanmak: Bağımlı internette geçirdiği uzun zaman diliminin doğurabileceği zararlı sonuçları sü­rekli yanında taşıyabileceği küçük kartlara yazdığı takdir­de sosyal ağlara erişim süresi kontrol altında tutulabil­mektedir.

  • İnternet kullanım amaçlarını sınırlandırmak: Bağımlı hemen hemen her işini (fatura ödeme, mal-hizmet satın alma, film izleme, müzik dinleme) internet üzerinden gerçekleştirmek istiyorsa bu durumun mutlaka sınırlandı­rılması gerekmektedir.

  • Kişisel ajanda ya da not defteri sahibi olmak: İnternette işi olan bağımlı işi bittikten sonra doğrudan sosyal payla­şım ağlarına erişim sağlayabilmektedir. Bu durumun ol­maması adına kişisel ajanda ya da not defterine yapılacak işlemler eklenerek planlanan zaman diliminde bu işlem­ler sırasıyla gerçekleştirilebilmektedir.

  • Destek / terapi gruplarına katılmak: İleri düzeyde sosyal medya bağımlısı olan ve kendini yalnız hisseden bireyler destek / terapi gruplarına katılarak hem yalnızlıktan hem de bağımlılık sorunlarından kurtulabilmektedir.

  • Aile desteği: Sosyal medya bağımlısı bireyin ailesi bu ko­nu hakkında bilgi sahibi olmalı ve bireyi internet orta­mından uzak tutabilmek adına çaba sarf etmelidir.


Türkiye'de de sorunlu internet kullanımının önlenebilmesi adına önemli adımlar atılmaktadır. Bu adımlardan en önemlisi Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalık­ları E.A. Hastanesi (BRSHH) bünyesinde faaliyet gösteren İnternet Bağımlığı Polikliniğindir. Bağımlılığın üst düzeylere ulaştığı durumlarda başvurulan sosyal medya ve çevrimiçi sohbet ba­ğımlılarından, internet üzerinden alışveriş meraklılarına, cinsel içerikli site tutkunlarından, saatlerce bilgisayar oyunu oynayan­lara, kadar yetişkin, kadın / erkek, ergen, çocuk birçok kişiye uzmanlar tarafından farklı tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

Bu sayede bağımlıların sosyal medyadan uzak kalması ve psiko­lojik açıdan rahatlatılması hedeflenmektedir. (http://www. ntvmsnbc.com /id/25301927/, 04.09.2013)

SONUÇ

Yeni medya çağına girişle birlikte etkileşimli web teknoloji­leri önem kazanmaya başlamış ve global ağ olarak bilinen in­ternet hayatın her alanına girmiştir. Birçok çevrimiçi işlemin yapılmasına imkân veren internet sosyal paylaşım ağlarının gelişim göstermesiyle birlikte daha popüler bir hale gelmiştir. İletişim, veri ve bilgi paylaşımına imkân veren sosyal paylaşım ağları sunduğu cazip imkânlar nedeniyle her yaştan her kesimi etkilemekte; bireyleri sanal dünyaya bağımlı bir hale getirmek­tedir. Bireylerin sürekli Facebook, Twitter, MySpace, Google+, Pinterest... v.b. gibi sosyal paylaşım ağlarında bulunmak iste­meleri ve bu ağlara yoğun ilgi göstermeleri sosyal medya ba­ğımlılığı olarak ifade edilmektedir.

Sosyal medya bağımlılığı daha çok gençleri etkisi altına al­maktadır. Ekonomik problemler, psikolojik sorunlar ve fiziksel eksiklikler bireylerin reel dünyadan kaçarak sanal dünyaya sığınmalarına neden olmaktadır. Ancak bu durum sosyal ilişki­lerin bozulmasına neden olmakta ve bireyleri pasifize etmek­tedir. Ailelerin sosyal medya konusunda bilgi sahibi olmaması ve çocuklarını bilinçli bir şekilde yönlendirememesi sosyal medya bağımlılığını tetlkleyen başlıca nedenler arasında yer almaktadır. Sosyal medya bağımlılığı, sosyal paylaşım ağlarında kontrolsüz bir şekilde vakit geçirme ve erişimi önleyememe olarak ifade edilse de bu soruna yönelik kesin bir tanı konul­mamıştır. Dolayısıyla bir kişiyi sosyal medya bağımlısı olarak nitelendirmek oldukça güçtür. Sosyal medya bağımlısı olan birey gerçek ve sanal ayrımını kaybederek toplumsal hayattan kopuş noktasına gelmektedir.

Görüldüğü gibi keskin hatlarla sınırları çizilmeyen sosyal medya bağımlılığı günümüzde sıkça karşılaşılan psikolojik bir sorun olarak nitelendirilmektedir. Dünya genelinde yapılan çalışmalar bu tezi destekler niteliktedir. Sosyal medya bağımlı­lığının önüne geçilmesine yönelik farklı tedavi yöntemleri geliş­tirilmiştir. Ancak sosyal medyaya yönelik bilincin baştan kazan­dırılması şarttır. Bu noktada medya, eğitim ve sağlık kurumlan bir arada hareket etmeli ve halk bilinçlendirilmelidir. Yerel yö­netimler tarafından düzenlenecek eğitici seminer ve program­ların da sosyal medya bağımlığının önlemesine yönelik önemli katkı sağlayacağını söylemek mümkündür.

Yazan:Yrd.Doç.Dr.Ali Murat Kınık

Kaynak:Sosyal Medya Araştırmaları 1,Çizgi Yayınları(2013),syf:86-98

Editörler:Doç.Dr.Ali Büyükaslan - Yrd.Doç.Dr.Ali Murat Kınık
Devamını Oku »