Modern Simya

Simya konusunda modernlerin bilgi­sizliğine gelince, en azından astroloji konusundaki bilgisizlikleri kadar büyüktür. Gerçek simya aslın­da kozmoloji alanına ait bir bilimdi fakat aynı za­manda, «mikrokozmun «mikrokozm»a, (büyük ev­ren'in küçük evren'e) benzerliği gereğince, beşeri alana da uygulanabiliyordu. Ayrıca simya, özellikle salt manevi alana geçişi sağlamak amacıyla kurul­muştu.

Bu geçiş simya öğretimlerine simgesel bir de­ğer ve üstün bir anlam veriyordu ve onu «gelenek­sel bilimler»in en şümullü örneklerinden biri yapı­yordu. Modern kimyanın doğmasına yol açan bu sim­ya değildir ;simyayla onun hiçbir ilişkisi yoktur.

Ak­sine modern kimya simyanın bir bozuntusudur; ke­limenin en kesin anlamıyla, onun bir sapmasıdır; belki de Ortaçağdan beri, simgelerin gerçek anlamı­nı kavramaktan aciz, her şeyi harfi harfine alan ve bütün bunlarda sadece maddi işlemlerin söz konusu olduğunu sanarak, az çok düzensiz bir deneycili­ğe girişen kimi insanların anlayışsızlığının yol açtı­ğı bir sapmadır bu. Simyacıların alay yollu «körük­çüler» ve«kömür kundakçıları» diye nitelendirdik­leri bu kişiler bugünkü kimyacıların gerçek öncüle­ri, müjdecileri olmuşlardır« İşte modern bilim, eski bilimlerin kırıntıları yardımıyla ve eski bilimlerin reddedip cahillere ve «lâdinîler»eterkettiği malzemelerle bu şekilde kurulmuştur.

Bu arada belirtelim ki, simyanın sözde yenileyicileri, çağdaşlarımız ara­sında onlardan birkaçı bulunmaktadır, kendi pay­larına aynı sapmayı sadece uzatmaktadırlar; ve az önce değindiğimiz astrologların araştırmaları eski astrolojiden ne kadar uzaksa, onların araştırmaları da geleneksel simyadan o kadar uzaktır. Bu nedenle, Batının «geleneksel bilimlerinin modernler için ger­çekten kaybolduğunu ileri sürmeye hakkımız vardır.

Kaynak:

Rene Guenon-Modern Dünyanın Bunalımı
Devamını Oku »

Modern Bilim

Modern tarzda gelişen bilim, sadece derinliğini yitirmekle kalmadı, aynı zamanda ciddiyetini de yi­tirdi, çünkü ilkelere bağlılık bilime, konusunun el­verdiği ölçüde, bu ilkelerin değişmezliğine benzer bir nitelik kazandırıyordu, oysa bilim salt değişim dünyasına kapansa, orada sağlam, kararlı hiçbir şey, dayanabileceği hiçbir sabit nokta bulamaz. Artık hiç­bir mutlak doğrudan hareket etmediği için bilim, ih­timallere ve tahminlere ya da sadece bireysel fan­tezinin eseri olan salt farazi kurgulara indirgenmiş oldu.. Ayrıca modem bilim kazara, çok dolambaçlı bir yolla, eski «geleneksel bilimlerin bazı verileriy­le uyuşur gibi görünen birtakım sonuçlara ulaşsa bile bunları o verilerin doğruluğunun tasdiki olarak görmek çok büyük haksızlık olur, çünkü o veriler böyle bir tasdike muhtaç değildir.

Tamamen farklı görüş noktalarını uzlaştırmak istemek veya belki birkaç yıl içinde tamamen önemsizleşecek olan fara­zi kuramlarla bunları bağdaştırmaya çalışmak boşu­na zaman kaybetmek olur . Söz konusu şeyler, bu­günkü bilim için gerçekten sadece hipotezler alanı­na ait olabiliyor. Oysa «geleneksel bilimler» için, bunlar bambaşka şeylerdi ve metafiziksel alanda sez­gisel olarak, dolayısıyla kesin olarak bilinen hakikat­lerin yadsınamaz sonuçlan olarak ortaya çıkarlar .

Zaten bir kuramın olgularla kanıtlanabileceğine inan­mak, modern «deneyselcilik»e özgü tuhaf bir ku­runtudur, oysa ki gerçekte aynı olgular farklı birçok kuramlarla aynı şekilde her zaman açıklanabilir; ay­rıca Claude Bernard gibi deneysel yöntemin bazı ön­cüleri, olguların ancak «önyargıya dayalı düşünce­ler» yardımıyla yorumlanabileceğini, bu düşünceler olmadan bu olguların anlamdan ve her tür bilimsel değerden tamamen yoksun «kaba olgular» olarak kalacağını kabul etmektedirler.

Hazır sözü «deneyselcilik»e getirmişken, bu ko­nuda sorutabilecek bir soruya cevap verebilmek için bu fırsattan yararlanalım. Soru şöyle: Salt deneysel bilimler niçin diğer uygarlıklarda erişemedikleri bir gelişmeyi modern uygarlıkta yaptılar? Bu sorunun cevabı şudur: Çünkü bu bilimler algılanabilen dün­yanın yani maddenin bilimleridir; çünkü bu bilim­ler in güncel pratik uygulamalara yer veren bilim­lerdir. Bu bilimlerin gelişimi, genellikle «hadise hurafesi» dediğimiz şeye eşlik ederek, tam anlamıyla modern eğilimlere uymaktadır

Kaynak:

Rene Guenon-Modern Dünyanın Bunalımı
Devamını Oku »

Modern Uy­garlık Nicel Uygarlıktır

Modern dünyanın kendi tarzında bilim yaptığını iddia ettiği zamanlarda bile, tüm güçleri­ni yoğunlaştırması gerçekte, sanayi ve makinalaşmanın geliştirilmesinden başka hiçbir şey için de­ğildir: Böylece maddeye hakim olmak ve onu ken­di kullanımlarına tâbi kılmak isterken, başta da de­diğimiz gibi, ancak onun kölesi olabildiler:

Sadece entellektüel tutkularını kelimeyi böyle bir durum­da kullanmaya izin varsa  makinalar icat ve inşa ederek sınırlandırmakla kalmadılar, fakat aynı za­manda sonunda kendileri de gerçekten bizzat makina oldular. Gerçekten «işbölümü» adı altında ki­mi sosyologlarca her ne kadar övülse de, uzmanlaş­ma yalnızca bilginlere değil, fakat aynı zamanda teknisyenlere ve hatta işçilere de benimsetilmiştir. Ve tabi işçiler için, her tür zihinsel faaliyet böylece imkansız kılınmıştır. Eskinin zanaatkarlarından çok farklı olarak, artık işçiler sadece makinaların kölesi oldular; adeta makinalarla bir bütün haline geldiler.

En küçük bir zaman kaybını önlemek için, tamamen mekanik bir tarzda, her zaman aynı olan ve aynı tarz­da yapılan, birtakım belirli hareketleri durmadan tekrarlamak zorundadırlar. Kalkınmanın en yük­sek aşamasının temsilcisi gibi gözüken Amerikan yöntemleri en azından böyle istiyor. Gerçekten, sa­dece mümkün olduğu kadar çok üretmek söz konu­sudur.

Niteliğe o kadar önem vermiyorlar, önemli olan yalnızca nicelik!. Başka alanlarda yaptığımız saptayımlara bir kez daha dönüyoruz: Modern uy­garlık gerçekten nicel: uygarlık diyebileceğimiz bir uygarlıktır. Bu da, onun maddi bir uygarlık olduğunu söylemenin bir başka biçimi demektir.

Kaynak:

Rene Guenon-Modern Dünyanın Bunalımı

 
Devamını Oku »

Çağdaş İnsanın Bunalımı

Modern insan kendisini hakikat seviyesine yükseltmeye çalışacağı yerde, hakikati kendi seviyesine indirmek istemektedir.Kendilerine"geleneksel bilimler"den veya saf metafizikten söz edildiği zaman, sadece "lâdinî bilim"in ve "felsefe"nin söz konusu olduğunu düşünen bu kadar çok insanın bu­lunması kuşkusuz bu nedenledir. Kişisel kanılar alanında her zaman tartışma olabilir, çünkü insan aklı düzeyi aşa­maz ve çünkü insan hiçbir üstün ilkeye başvurmayınca,bir konuyu "leyh'de ve "aleyh"de savunmak için az ya da çok geçerli kanıtları kolayca bulabilir. Çoğu durumlarda,hiçbir çözüme ulaşmaksızın sürekli olarak tartışmayı sürdürebilir insan.

İşte bu yüzden hemen hemen bütün modern felsefe, iki anlama gelebilen ifadelerden ve çok kötü bir şekilde ortaya konulan meselelerden oluşmuştur.Genellikle sanıldığı gibi, tartışma sorunlara açıklık getirmesi bir yana, çoğu kez sorunları değiştirip başka yöne kaydırmakta ve onları daha da anlaşılmaz kılmak­tadır.

Bunun da en olağan sonucu, herkesin hasmını ikna etmeye çalışarak, kendi kanaatına eskisinden daha çok bağlanması ve eskisinden daha fazla tekelci bir tarzda onda ısrar etmesidir.

Aslında bütün bunlarda, hakikat bilgisine ulaşmak söz konusu değildir. Fakat her şeye rağmen, haklı olmak ya da başkalarını buna inandırmasa  en azından kendisini haklı olduğuna inandırmak söz konusudur. Nitekim bu üzücü bir durumdur, çünkü Batı düşüncesinin en belirgin öğelerinden biri olan "kendi dinini yayma" ihtiyacı işe karışıyor daima. Bazen keli­menin en bayağı ve kötü anlamıyla bireycilik daha be­lirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır:

Böylece bir insanın eserini, o insanın özel yaşamı hakkında bildikleriyle yargılamak isteyen insanları her an görmüyor muyuz? Sanki bu iki şey arasında herhangi bir bağıntı kurula­bilirmiş gibi. Bu arada belirtelim ki, ayrıntı merakına bağlı olarak, "büyük insanların yaşamlarındaki en küçük özel durumlara verilen önem, gösterilen ilgi ve onların yaptıkları her şeyi bir çeşit "psiko-fizyolojik" tahlille açık­lama kuruntusuna kapılma aynı eğilimden doğmaktadır;bütün bunlar, çağdaş zihniyetin gerçekten ne olduğunu anlamak isteyen için oldukça anlamlıdır.

Kaynak:

Rene Guenon-Modern Dünyanın Bunalımı
Devamını Oku »

Anti-modern Olmak Batılı Olmak Değildir

'Deyim ye­rindeyse «antimodern» olmak hiç de «anti Batılı» olmak değildir; çünkü bu aksine Batıyı kendi dü­zensizliğinden kurtarmaya uğraşmak için değerli olabilecek tek çabadır, öte yandan, kendi geleneği­ne bağlı her Doğulu da bu konuyu ancak bizim ele aldığımız gibi ele alır ve konuya başka türlü bak­maz. Hiç kuşkusuz asıl Batının, modern uygarlıkla özdeşleşen Batıdan daha az hasmı vardır, zaten asıl Batıya karşı çıkmak anlamsızdır. Bugün kimileri de «Batıyı savunma»dan söz etmektedirler ki, bu çok gariptir. Oysa ilerde göreceğimiz gibi, gerçekten her şeyi batırmakla, tüm insanlığı kendi düzensiz etkin­liğinin girdabı içine çekmekle tehdit eden Batıdır.

Kaynak:

Rene Guenon-Modern Dünyanın Bunalımı
Devamını Oku »