Asıl Körlük Cehalettir...

Asıl Körlük Cehalettir...

Evet kör, asıl kör gözü görmeyen değil, ruh gözü, gönül gözü görmeyen, kör olandır. Çünkü : gözün kusurunu giderici veya gözsüzlüğün azabını azaltıcı çareler bulunabilir. Fakat ruh gözü, gönül gözü kapalı olanı Alah’tan başka kim hakikatlara aşina yapabilir? Bu insanlar, Kur’ân-ı Kerimde kalbleri mühürlü olmakla vasıflandırılıyorlar. Bu öyle bir mühürdür ki, mühürleyenden başkası açamaz onu. Hakikatle aralarına perde çekilmiştir bunların.

Bazı çağlarda insanlık da bu ruh sağın, ruh körü, ruh meflucu durumuna düşmektedir. Nuh Peygamberin, Salih, Hûd, Lût, Yunus peygamberin gönderildiği kavimler bu du­rumdaydı. Körleşmişlerdi, ruhları kararmıştı. Zekeriya Pey­gamberi, hakikat sistemini unutturmamaya, Yahya Peygambe­ri de diriltmeye çalıştığı için öldürdüler. Bu toplumlar ruhça tam donmuş, ölü hale gelmiş toplumlardı. Bu yüzden kendileri­ne hakikati söylemekten başka bir şey yapmayan ve böylece de kurtuluşlarına yardım eden yol göstericileri öldürmekle kar­şıladılar!

İşte böylesine körleşmiş ve sağırlaşmış, gerçeklere ruhu­nun kulaklarını tıkamış ve kapamış toplumlara ilâhı ceza gel­mekte ve onlar tabiat aracılığıyla korkunç bir şekilde cezalan­dırılmaktadır. Belki de tabiatın aracılığı bile görünüşten iba­rettir. Ses şeklinde, rüzgâr şeklinde, ateş ve deprem şeklinde, yükselen su şeklinde görünen ceza, belki de keyfiyetini bilemiyeceğimiz bir mahiyet taşıyor. Görünüşler böyle, ama gerçek­lerini ancak Allah bilir. Nitekim Kur’ân-ı Kerimde, yine bir takım kavimlerin meshe uğratıldıkları, yani maymun şekline dönüştürüldükleri bildirilmektedir. Biz dahi ruhça ; maymun şekline dönüştüğünü müşahede ediyoruz bir takım inançtan,ruh erdemlerinden yoksun kişilerin.Bu ruh meshi karşısında fiziki mesh ikinci planda kalır.

Sezai Karakoç,Sur Yazıları (3)
Devamını Oku »

Cömert Ruh

Cömert RuhCömert ruh, Cennetteki Tûba ağacı gibidir. Pinti ruhsa. Zakkum Ağacı gibi. Cömert ruhun eserleri Tubanın yemişleri gibi en tatlı yemişlerdir. Pinti ruhtaki ise Zakkumunki gibi acı ve zehirli.

Pinti ruh dünyayı karanlıklaştırmıştır kendine. Işık onu rahatsız eder. Ruhun ve zekânın yeni atılımlanm kuşkuyla kar­şılar. Her an doğması gereken günü bir adım daha ilerde karşı­lamaktan ürker ve üşenir. Allahın nimetlerini taze bir heyecan­la karşılamaktan ıraktır. Her şeyi kanıksamış gibidir. Bezgindir. İdrâk yönünden de kaya gibi serttir.

Haset, kin, kıskançlık, hile gibi kötü huylar pinti ruh­ta, tembel ruhta yuva kuracak ve gitmemecesine yerleşecektir. Cömert ruh, geniş ruh ise bu türlü duygularca yoklansa bile hemen savunmaya geçen ve direnen ruhtur, bu kötülükleri ken­disine yaklaştırmayan, yaklaşsalar bile kısa zamanda onlardan temizlenmeye başlayan ruhtur.

Gerçek müslümanın rııhu cömert ruhtur. Bu ruhta haset yok, takdir vardır. Kıskançlık yok, gıpta, imrenme vardır. Gu­rur yok, vekar vardır. Zillet yok, tevazu vardır. Zem veya gıy­bet yok, hakikati yerinde ve gereğinde söylemek vardır.

Büyük harekeden, büyük medeniyet açılımlarını büyük ruhlar, üstün ruhlar, kahraman ruhlar, geniş ruhlar, cömert ruhlar yapar. Küçük, dar, korkak, alçak vc pinti ruhlarsa, en kutlu bir mirası bile eritip çürütüp yok edebilirler. En güzeli en çirkine çevirebilir, en yüceyi en aşağı hale getirebilirler.

İslâm Âlemi büyük dönemlerinden sonra böyle bir ruh tembelliği dönemine girdi. Giderek bu ruh tembelliği, ruh pin­tiliği halini aldı. Bugün, her alanda İslâm ülkelerinde ruh pin­tiliğinin adeta saltanatı hüküm sürmektedir.

Ruhların yeniden eski soyluluğunu, genişliğini, cömertli­ğini kazanması için onu içten gizliden gizliye çökerten ayrık ot­larından, karamuklardan temizlemek' lâzımdır. Ruh ekinlerinin daha temiz ve gür büyümesi, başaklarının hakikat sütüyle dolu olması için adeta Nil, Fırat, Dicle dolusu şelâlelerin ruhtan akması, ruhun iman nuruyla yıkanması gerekir.

 

Sezai Karakoç,Sur Yazıları(3)
Devamını Oku »

Amentüyü Yeniden Okumak

Amentüyü Yeniden OkumakAmentüyü yeniden yaşamaya başlamak. Islâm âleminin muhtaç olduğu ilk uyanış budur. Allaha inanmak, Kurân-ı Ke­rîme inanmak, Peygamberlerin doğruluğuna inanmak, getirdik­leri yolun eskimezliğine inanmak, İslâm hükümlerinin her za­man geçerli olduğuna inanmak, öteye inanmak, hattâ ötenin her zaman beride de bulunduğuna inanmak, hesaba inanmak, elde olmaksızın basa gelene sabretmek, İslâm ahlâkıvla ahlâklanmak,yani kısaca İslâmî toplumda elle tutulur gözle görülür hale ge­tirmek. Bu inanış, bu ahlâk, toplumun ruhunu doldurmadan yeni bir oluştan söz edilemez.

Bu ruh topluma öylesine yerleşmeli ki kişinin ruhuyla İs­lâm ruhunu birbirinden ayırmak mümkün olmasın. Kitapta olan veya sözle söylenen, hayata ve fiile geçmiş olsun. Güneşten bahseden insan, gücünün yettiğince pencerelerini ona doğru açmak ki, oda gün ışığıyla dolsun; yoksa güneşten bahsedilip karanlık odada oturmak gibi garip bir duruma düşebilir insan.

Sezai Karakoç,Sur Yazıları(3)
Devamını Oku »

Müslümanların Dirilişi

Müslümanların DirilişiDâva, Batıcı olmak veya Batıya karşı olmak değil. Do­ğunun, İslamin dirilişi, gerçek diriliş, kendimiz olmaktır.

Sosyalizm, komünizm, liberalizm, nasyonalizm, faşizm ve benzerleri, hep Avrupa esintileri, hep kültür ve medeniyet kişi­liğimizi yitirişimizin sonucunda bize doğru esmiş sam yelleri. Kendimiz olmak demekse şu demektir: Varoluşumuza, hayata kendi dünya görüşümüz içinden bir anlam vermek. Tabiata ve diğer insanlara bakışımızı kendi tarihimiz ve geçmişimizden ge­len sistemlerin ışığında yeniden bulmak. Hayat aşk ve şevkini yeniden kendi düşünce ve sanat mahsullerimiz içinde bulmak.

Bunu yapabilmemiz için de, yani kendi yeniden doğuşumu­zu gerçekleştirebilmemiz için de, her şeyden önce İslâm ruhunu ihya etmemiz, diriltmemiz gerekir. İslâm ruhunu en canlı şekil­de taşıyan bir diriliş nesli gelmedikçe yapılacak bütün girişim­ler köksüz ve temelsiz olacaktır. İslâmî söz olarak, kelime ola­rak kullanmak değil, tam anlamıyla yaşamak demektir İslâm ruhuna sahip olmak.

Sezai Karakoç,Sur Yazıları(3)
Devamını Oku »

İnsan ve Tapınma

İnsan ve TapınmaRuhun ana silâhı tapınmadır. Allaha tapma. Allaha tap­ma, insanın ve tabiatın tanrılık iddiasını yıkma, onlan çıplak hakikatleriyle kavramaktır. Yaratılanı aşmak, iğretiyi yıkmak, yalanı devirmektir. Allaha tapma, izafi olandan sıyrılıp mut­lak olanla donanmak, fanilik perdesini yarmaktır. Allaha tap­ma, insanları ve tabiatı putlaştırmama, benlik putunu kırma , demektir. Böylesine bir silâhla donanmış ruh, silâhın ta ken­disi olmuş demektir. Artık onu hangi kuvvet, hangi silâh ye­nebilir?

Namaz, oruç, hac, zekât, müslüman ruhunun silâhlaru... Namazla doğrudan doğruya Allaha yönelmiş olmaktadır insan.Bütün dış alâkalardan kurtulup O'nun önünde ve huzu­runda olmak. O’nunla, Ezeli ve Ebedi Olanla, Yaratıcı Olanla olmak. İnançsız kişi bu güçten mahrumdur.

Oruç, benliği kıran tapınma. Hac, müslümanları bir ara­ya toplayıp Allaha yöneltmekte. Zekâtla, müslüman sahip ol­duğu eşyayı da Allaha yöneltmekte. Daha doğrusu eşyaya olan gizli tapınma bağlarını kırmakta, ilgilerini kesmekte. Bütün bu sevgi ve korku silâhlarıyla müslüman kendini kuşatıp iğreti ve kötü ilgilerden koparmakta ve iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin kaynağına yüzünü ve gönlünü çevirmekte. Namazla, oruçla, hacla, zekâtla, Allahı söz, kalb ve davranış anmalarıyla, ruh öte âlemin silâhlarıyla donanmakta, fiziğin esaretinden kur­ulmakta, insanın gerçek anlamına ermekte.

İnançsız inşanın silâhları maddî silâhlarla birlikte bir ta­kım kötü duygulardır. Kızgınlık, öfke, ihtiras, açgözlülük ve benzerleri. İnanmış insanın silâhlan ise, zaruret halinde el at­tığı maddî silâhlarla birlikte, asıl, ibadetler, iyilikler ve fazilet­lerdir. Acaba bu iki silâh bütününün çatışmasında son zafer hangi tarafta olacaktır? Şüphe edilmemelidir ki inanan tarafın­da.

Sezai Karakoç,Sur Yazıları(3)
Devamını Oku »

İnsanlığın Önünde..

İnsanlığın Önünde..

Çağdaş müslüman şöyle söylemeliydi, daha doğrusu söyleyebilmeliydi, söylemeye lâyık olmalıydı:

«Ben müslümanım, insanlığın türküsünü söylüyorum. Ademin anlamından bir levhayım. İnsanlığın alnına yazılı kader levhasıyım, hakikat levhasıyım.

Korkunç şüphe ve inkâr sellerinin sürükleyemediğı, yıldırımların, boraların batıramadığı Nuh’un Gemisi benim ru- humdur. Ruhların kurtuluş yuvasıyım.

Put deviren İbrahim, ateşin yakmadığı İbrahim, kurban sunan İbrahim hem maddede, hem de mânada benim atamdır. Ateş bizi tanır.

Denizi yaran Musa benim önderimdir. Su bizi bilir.

Ölüleri dirilten İsa, benim meşalemdir, dirilişin ruhunu anlatan ve aydınlatan hocam ve meşalemdir.

Kim demiş ki günüm geçmiş. Gerçi kaşımızdakilerin hep­sinden daha eskiyim, ama ayni zamanda daha yeni, daha çağ­daşım. En yeni, en çağdaş benim.

Kur'an mucizesiyle insanlığı haşre .kadar ışıtan, nura gark eden Hazreti Peygamber’in ümmetinden bir erim. Kimin biz­den daha üstün bir başı, yol göstericisi vardır?


Hakikat medeniyetinin işçisiyim. Medeniyetin işçisi, kalfası, ustası, mimarı benim. Hangi medeniyet benim medeni­yetimle boy ölçüşebilir ?


İslam ülkesinin yurttaşıyım. Onunla parça olmuşum.Bir ağaç gibi köküm onun derinliklerindedir.Kim bizi ondan söküp atabilir? Toprak bizi anlamıştır. Kim top­raktan ayağımızı kesebilir?

Islâm Milletinin bir ferdiyim. İslâm şuurunun bir taşı.

İslâm duvarının bir tuğlayısım. Dünya durdukça duracak olan bir surun, bir duvarın bir parçası olarak kalacağım. Hangi rüzgâr, beni bu duvardan, bu surdan koparabilir?

Fazilet Devletinin kılıcı ve kalemiyim. Hangi inkâr silâhı silâhımın önünde, hangi kara kelime sözlerimin önünde durma iddiasında bulunabilir?

Düştüm. Düşmeyi öğrendim. Kim benim kadar düşmenin anlam ve dehşetini bilebilir ?

Kötü düşmeye görsün, bütün kötüler ona yardımcı olur ve ayağa kaldırırlar. Ama iyinin ayağa kaldırıcısı ancak Allah’tır.

Evet, düştüm. Suçum sebebiyle düştüm; Ama müslüman olan beni Allah’ın tekrar ayağa kaldırmasına kim engel olabilir ?

Sezai Karakoç,Sur Yazıları (3)
Devamını Oku »

Kuran'ın Çağırdığı 'Birlik' Mesajına Uymalıyız...

Kuran'ın Çağırdığı 'Birlik' Mesajına Uymalıyız...Kur’anın çağırdığı birlik ideali artık müslümanların hayat memat meselesi olmuştur.

Ya hep bir araya gelip varolmak için direniriz.

Veya teker teker yok oluruz, yok ediliriz.

Tarihin sûru, bütün gücüyle bunu söylüyor. .

Kulaklarımızın bütün gücüyle bu sûru işitmeye ça­lışalım.

Kurtlar tarafından parçalanmamak isteyen, akşam ka­ranlığı bastırmadan, henüz ortalık aydınlıkken sürüsüne ka­nisini duyduğu çağrıya uyarak,Kâbeye Allahın Evi diyoruz. Bunun bir sembol oldu­ğu açık değil midir ? Allah, şüphesiz mekân olarak bir eve muhtaç değildir. Bu bir örnektir. Hepimizin bir araya top­layan hac farzı, müslümanların bir birlik olmasını gerek­tiriyor. Yoksa Allahın Evine gidip alnını secdeye koyan in­sanların dışarı çıkar çıkmaz birbirine düşman veya en azından yabancı kesilmeleri, ne haccın ruhuyla, ne bizzat genel olarak müslümanlıkla bağdaşır.

Kabenin bir ruhu vardır. O ruh da bütün inanmış insanların,yani müslümanların ruhlarının kaynaşmasından doğmaktadır. O ruh öldü mü, Allah korusun. Kâbede dört duvardan ibaret bir tas yığını haline gelir.

Camiler de öyledir. Asıl cami, taşla, tuğlayla örülmüş mekân parçası değil, onun ruhunu meydana getiren müslümanlar topluluğu, cemaat dediğimiz inanmışlar toplulu­ğudur.

 

-----------

Birleşmeye inanmayan, gönül vermeyen, çalışıp uğ­raşmayan müslümanlar, çok zayıf müslümanlardır. Kâbenin, namazın, caminin, imamın gerçek anlamlarından ha­bersiz kişilerdir.

Çağımızda müslümanlann ilk işi ise müslümanlığın ger­çek anlamından haberli olmaya çalışmaları olmalıdır.

Haberli olmak ve haberdar etmek, ölünceye kadar ödevimiz budur.

 

Sezai Karakoç,Sura Yazıları (3)
Devamını Oku »

Peygamberler,Veliler Ruh Arıtıcılarıdır...

Peygamberler,Veliler Ruh Arıtıcılarıdır...

'Peygamberler, veliler her şeyden önce ruh arıtıcılarıdır. Toplumları esaretten kurtaran önderler her şeyden önce ruhları böyle yüksek bir idealin heyecan dalgalarıyla yıkamasını bilmiş üstün kişilerdir. Toplumun ruhunu denizde yıkamışlar,bir nevi onları sonsuzlukla arıtmıslardır.

Ruh, ister tek kişinin, ister toplumun, bakım ister. Bakılmayan tarlanın akibeti neyse, gözetilmeyen ruhun da odur. Dikenli, faydasız, boğucu inançlar, düşünceler, duygular. Hafakan, sıkıntı, kâbus…

 

Sezai Karakoç,Sur Yazıları (3)
Devamını Oku »

İslam Medeniyetine Yabancılaştırılan,Türk Milleti

İslam Medeniyetine Yabancılaştırılan,Türk MilletiDünyanın en orijinal medeniyetlerinden birinin sahiplerinin çocukları olan bizler, bugün o medeniyete, bütün dünyada en yabancı bir topluluk halinde bulunduğumuzun ürpertisini bile duymuyoruz.

Bütün İslam dünyası kendi kültürüne kör ve sağır bir hale gelmiş veya getirilmiş.Üstelik biz bir de yazımızı terk etmişiz. O kültürle bağı koruyan yazı ortadan kalkınca, yani okullardan, devlet dairelerinden ve basından korkulunca, geçmişi geleceği olmayan, asgari bir şimdiki zaman içinde beyni yıkanmış, ölçme,biçme, karşılaştırma,tartma, değerlendirme vasıflarından mahrum, tekerlemeleri veya tek parti sloganlarını felsefe veya din gibi benimsemiş bir nesil türetildi.
*
Her şeyi yerli yerine koyacak, bütün geçmişi yeniden değerlendirecek, kafa ve ruhlara doluşturulan putları kıracak, tarihi, edebiyatı, şiiri, musikiyi, mimariyi ihya edecek, fizik, matematik, kimya, astronomi, jeoloji, arkeoloji, antropoloji, psikoloji, sosyoloji, kısaca bütün ilim dallarında hakikati araştırmaktan başka kaygısı olmayan, hakikattan başka kayıt tanımayan gerçek bilginleri arasından çıkaracak, her şeyi bilmeye, öğrenmeye, incelemeye meraklı, bütün bunlar için gerekli sabırla donanmış, alçakgönüllü, saygılı, dindar, iyiliksever bir nesil, bir diriliş nesli, İslâm dünyasının ufkunda ancak yeni ve temelli bir kültür seferberliğinin hazırlıkları içinde doğacaktır.

Sezai Karakoç,Sur Yazıları(3)
Devamını Oku »

İnsan'ın Kendi İç (Nefs) Savaşı

İnsan'ın Kendi İç (Nefs) Savaşıİnsanı çevreleyen ilk ateş, nefstir. Bunu aşmak, sonra öbür nefslerin öldüğü ve şeytanın da durmadan gerginleştirip pekiştirdiği kötülük ağına takılmadan, öteye, ileriye, boyuna ileriye geçmek, müslüman olmanın, üstün insan olmanın biri­cik yoludur. Her engel, tasavvuf dilinde bir «Perde» dir. Bu savaşın büyüklüğünü anlatmak için yetmiş bin perdeden bahs­edilmiştir. Hatta o kadar incelik vardır ki, sadece karanlığın ye kötülüğün perdeleri değil, ışığın, iyiliğin perdeleri de vardır. İnsan önce kötülüğün perdelerini (zulmani perdeleri) aştıktan sonra iyiliğin perdeleri (nurani perdeler) ile karşılaşacaktır.

Savaşı biz böyle anlıyoruz, biz müslümanlar. Yoksa onu, hayvanların, canavarların öbür canlıları parçalaması gibi dü­şünmek, savaş dolayısıyla hayvanlaşmak demek olur. Savaşı darvinci düşünce ve prensiplerle ele almak ve benimsemek in­san olmaktan uzaklaşmaktır. Savaş, insanın önce kendi nefsin­deki kötülüğü, daha sonra, çevreleyen kötülüğü yok etmek, ateşe vermek demektir. Yoksa nefsinin ateşiyle çevreyi yak­mak değil. Bunun için savaşdan dönerken, Büyük Peygamber: savaşı, iç savaş, yani içimizle, kendi nefsimizle yaptığımız savaş anlamlandıracak, değerlendirecek, verimlendirecektir. Dışta ka­zanılanı içte kaybetmeme demektir insanın kendi kendisiyle sa­vaşı. Dışı ak veya kara renge boyayacak içtir.

İnsan, gerek kendi nefsi, gerek dış kötülüklerle savaşır­ken, nefslerin, savaşın ve savaş imkânlarının yaratıcısı Allahı bir an hatırından çıkarmamalıdır gerçek başarıya ulaşabilmesi için. Her ilerlemeyi kendinden değil, O’ndan bilmelidir. Başa­rının O’nun bir bağışı olduğunu bilmelidir. Yoksa kendinden bilse bu biliş kendisine bir engel olacaktır. Sokratesin: «Bir şey biliyorum, o da hiç bir şey bilmediğimdir» sözünü bu anlamda almak lâzımdır. Yoksa maddî bilgi, yani bilgi unsurları anlamına değil. Sokrates de biliyordu, kendisinde bir çok bil­gilerin olduğunu. Ama bu bilgilerin .kendisinden olmadığını da biliyordu. Kendisi bilmiyordu, bilen biri vardı. Adeta kendisine bildiriliyordu.

Bu, kendinden olmayış hali, sadece bilgi alanında kalmaz. Her düşünce ve davranış da ayni hilkat kanununa tabidir. Her bağış Allahtan geliyor. İnsan onun lûtfuyle ilerliyor. Allahın durdurduğunu kimse de durdurumaz.Allahın ilerlettiğini de kimse durduramaz. «Attın, attın ama sen atmadın sen atmadın. Allah attı, Allah attı’ ayeti de bu zafer gerçeğini belirtiyor.

Toplumlar için de böyledir. İslâm toplumu kendi nefsi için değil, önce kendi nefsine karşı, sonra da evrensel nefse, kötülüğe, küfür ve zulme karşı sürekli olarak savaşacaktır. Savaştıkça vardır. Bu savaştan kendi nefsine de pay çıkar­mayacaktır. Savaşın kazancını hakikate ayıracaktır. O, hep bak ve hakikat için savaşacaktır. «Bu dünyada onun için rahat yok­tur.» Bunu bilecektir- Ateşle çevrili olduğunu bilecek, fakat - ateşi yaran kahraman olmasını da bilecektir. Allah ona bu bü­yük alınyazısını vermiştir.

Perdeleri yakan ateş, ateşleri tatlı bir rüzgâra çeviren ateş, bu sağlam ruh gücünün, inanç ve feragatin içindedir.

Sezai Karakoç
Devamını Oku »